Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayhan Hamlı, şehit ailesi olarak Abdullah Öcalan ve PKK ile yürütülen sürece ilişkin yazdığı köşe yazısında, "Sırtımızdan hançerlendik. İncindik, kırgınız, üzgünüz, affetmiyoruz" dedi.
Şehidimizin ve şehitlerimizin cenazesinde kolumuza girip 'Şehitler ölmez vatan bölünmez' diyenler, koltukta kalmak için yıllarca, şehir şehir meydanlarda teröristbaşı Abdullah Öcalan’ı asma seansları düzenleyenler, binlerce şehidimizle birlikte 50 bin insanımızın katili teröristbaşı bebek katili Abdullah Öcalan’ı ve yanında sekretarya görevi yapan, terörist arkadaşlarını adeta baştacı yaparak İmralı adasında verdirdikleri o rezil görüntüyle acımızı bir kere değil, milyon kere artırdılar.
Çünkü onların kendi evlatları şehit düşmedi. Çünkü onların anası yıllardır şehit acısı ile yanmıyor. Çünkü onların canı hiçbir şekilde PKK terörü nedeniyle yanmadı. Çünkü onların analarının ciğerini bebek katili Abdullah Öcalan sökmedi. İmralı’dan tüm dünyaya gönderilen bebek katili Öcalan’ın ve terörist arkadaşlarının, terör örgütüne silah bırakın çağrısı hiçbir şekilde bu şekliyle içimize sindiremediğimiz, bir tiyatronun yeniden başlatılma çağrısıdır.
26 yıldır İmralı adasını her türlü güvenlik tedbiri altında, babasının çiftliği gibi kullanan teröristbaşı Öcalan ve terörist arkadaşlarından oluşturulan sekretaryası, son verdikleri o görüntü ile hem PKK’nın, Öcalan ve arkadaşlarının İmralı’da tecrit edildiği yalanlarını, hem de resmi yetkililerin cezasını çekiyor açıklamalarını, açık ve net bir şekilde yalanlamaktadır.
Sistemin asıl cezayı gazilere ve şehit yakınlarına kestiğini düşünen binlerce şehit ailesinden birisiyiz. Silah bırakma şovu ve tiyatrosu mademki ülkeye huzur getirecekti. Bu şova bu tiyatroya müsaade edenler, bunu neden ilk göreve geldiklerinde yapmadılar? diye sormazsak, bütün şehitlerimiz bir olup yakamıza yapışır. Adalete, Türk Mahkemelerine ve o mahkeme kararlarına güvenin diyen devletimizin temsilcileri, bize yalan söylemiş olamazlar. Bizim suçumuz devletimize, mahkemelerine ve mahkeme kararlarına güvenmiş olmak değildir. Eğer suçumuz buysa kandırıldık diyemeyiz. Bizim devletimiz vatandaşlarını kandırmaz. Bizi kandıranlar ikiyüzlü siyasilerden ve ip atma seansları düzenleyenlerden başkası değildir.
Biz şehit yakınları Abdullah Öcalan davasında adımızı müdahil olarak laf olsun diye yazdırmadık. Hak ettiği cezayı alsın ve cezasını sonuna kadar çeksin istedik. Adaletin kestiği parmak acımaz ilkesine hep inandık. Devletimize ve bağımız Türk Mahkemelerine asrın davasında inandığımız için, tarihe not düştük. Abdullah Öcalan davasında 2. Nolu Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin temyiz sürecini de tamamlayarak, kesinleşmiş kararına devletimize güvendiğimiz için güvendik. Her türlü siyasi mühendislikle bu adil mahkeme kararı 'Ağırlaştırılmış Müebbet hapse' çevrilmiş bile olsa, buna dayatmalarla razı olduk.
Çünkü devlette devamlılık esastı, bu kadarını da yapmazlar, yapamazlar diye devletimizin her daim, adaletin yanında kalacağına inandık. Ne yazık ki hiç beklemediğimiz bir yerden, sırtımızdan hançerlendik. Öyle ki Terörsüz Türkiye diyerek bebek katili Abdullah Öcalan’la masaya oturuldu. Maalesef yenilmiş, bitmiş, tükenmiş, bitlenmiş bebek katili terör örgütü lideri Abdullah Öcalan içimizdeki siyasiler tarafından, yeniden diriltildi. Sonuç olarak Abdullah Öcalan adete bir kurtarıcı, barış güvercini gibi görülerek, ondan medet umulur bir yola girildi. Biz şehit yakınları bu yeni süreci böyle görüyor, böyle algılıyoruz. Bu nedenle incindik, bu nedenle kırgınız, üzgünüz. Affetmiyoruz, affetmeyeceğiz. Öcalan'ın İmralı'dan yeni servis yapılan görüntüleri, midemizi bulandırıyor, kızgınlığımızı artırıyor.
Bu süreç biz şehit yakınlarını sadece incitmiyor, alice kahrolduk, kahroluyoruz. Canımız yanıyor, uykularımız kaçıyor. Şehitliklerde boynumuz bükük. Kimsenin umurunda bile değiliz. Sanki terörü biz yaptık, sanki 50 bin kişinin vahşice öldürülmesine, biz neden olduk. Mağdur edildik, mağdur edilmeye de devam ediliyoruz. Evladını şehit vermeyenler, şehitlerimizin kanını İmralı'da bu şekilde kimseye bağışlayamaz. Devlet tarafından muhatap alınmak için demek ki, 50 bin kişinin ölümüne neden olmak gerekiyormuş. Diyoruz! Yalan mı? Vah şehidim vah. Vay anam vay. Allahın ilahi adaletini kimse unutmasın. Şehit annesi Bedriye annenin incinmediğini, boynunun bükük kalmadığını kimse düşünmesin.Tamda bu ara doğal gazda yapılan yüzde 50 oranında indirimle gönlümüz alınmak isteniyor. Bizde satılık birşey yok. Şimdi bu noktada bu neyin indirimi? Ben bir şehit yakını olarak incinmedim, getirildiğimiz noktada boynumuz bükük bırakılmadı diyemem. Ne vicdan kalmış, ne utanma!
Ayhan abi, yıllar önce yunanla savaştık. Birkaç yıl sonra Yunan başbakanını ülkede ağırladık. İngilizlerle savaştık, okullarımızda İngilizceyi okuttuk, hala okutuyoruz. Fransızlarla savaştık, modernizm diye Fransa'yla barıştık. Ama ne hikmetse bir türlü Araplarla barisamadik. Çanakkalede 250 bin müslüman türkü şehit eden İngilizleri affettik, hatta onları örnek aldık. Avrupalıların kanunlarını, adetlerini aldık. Yaşananları unuttuk. Ama bir türlü Araplari affedemedik. Bunlar, İngilizin oyunu. Gavur, bizi birbirimize düşman etti. Bizler, herşeyden önce insanız. İslam, vatan vs vs bunlar ortak paydamız. Etnik kökeni farklı olanlara Türküm demesi yönünde baskı yapmamalıyız. Rahmetli Atatürk bile el yazması ile Türk devletini kuran halka Türk milleti denir diyor. Bu tutumu biraz gevsetmeliyiz. Tek devlet, tek bayrak tek vatana vurgu yapmalıyız. etnik köken üzerinden çekişme teröre destek olmaktır. RTEyi devlet Bahçeli'yi, cumhur ittifakını destekliyorum.