Samsun'da kent arazilerinin satılması kamu yararı mı, imar rantı mı? Samsun Kent Haber köşe yazarı mimar İshak Memişoğlu, Samsun'da kent arazileri satılırken Samsun'un geleceği kime emanet' başlıklı yazı dizisinin 4. bölümünü yazdı.
SAMSUN'DA KENT ARAZİLERİ SATILIRKEN, SAMSUN'UN GELECEĞİ KİME EMANET? Başlıklı yazı dizimizin 4. Bölümü:
Bölüm 4: Kamu Yararı mı, İmar Rantı mı? Şehircilik Hukuku Ne Söylüyor?
Bir önceki yazılarımızda kamu arazilerinin satışını şehircilik, planlama ve kent sosyolojisi açısından değerlendirdik. Bu yazıda ise tartışmayı hukuki zemine taşıyoruz.
Çünkü şehircilik yalnızca teknik bir disiplin değildir; aynı zamanda hukuk devletinin en önemli uygulama alanlarından biridir. İmar planları, idarenin dilediği zaman dilediği şekilde değiştirebileceği belgeler değildir. Her plan kararı ve her plan değişikliği, Anayasa'nın kamu yararı ilkesi ile şehircilik ve planlama esaslarına uygun olmak zorundadır.
Kamu Yararı Bir Gerekçe Değil, Bir Zorunluluktur
İdare hukukunun temel ilkesi, bütün idari işlemlerin kamu yararına dayanmasıdır. Belediyelerin yaptığı imar planları ve plan değişiklikleri de bu ilkenin dışına çıkamaz.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır.
Bir işlemin belediyeye gelir sağlaması, tek başına onun kamu yararına olduğu anlamına gelmez.
Kamu yararı; toplumun uzun vadeli ortak çıkarını ifade eder. Bütçeye gelir sağlamak ise mali bir amaçtır. Bu iki kavram her zaman aynı sonucu doğurmaz.
Bugün kamuoyunda tartışılan birçok plan değişikliğinde de asıl sorgulanması gereken konu budur:
Plan değişikliğinin gerçek amacı kentin ihtiyacını karşılamak mıdır, yoksa taşınmazın ekonomik değerini artırmak mıdır?
Şehircilik hukuku tam da bu sorunun cevabını arar.
Anayasa Ne Diyor?
Anayasa'nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu hükme bağlamaktadır.
57. madde ise devlete ve kamu idarelerine şehirlerin planlı gelişmesini sağlama görevini yüklemektedir.
58. madde kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu ve herkesin eşit kullanımına açık bulunduğunu düzenlemektedir.
Bu üç hüküm birlikte değerlendirildiğinde şehirciliğin temel amacı ortaya çıkmaktadır:
Kentler ekonomik değer üretmek için değil, sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir çevre oluşturmak için planlanmalıdır.
3194 Sayılı İmar Kanunu Ne Amaçlıyor?
3194 sayılı İmar Kanunu'nun amacı; yerleşmelerin plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun oluşmasını sağlamaktır.
Kanunun ruhu incelendiğinde planlamanın temel hedefinin, kamu yararını gözeterek düzenli kentleşmeyi sağlamak olduğu görülmektedir.
Dolayısıyla plan değişiklikleri de aynı amaca hizmet etmek zorundadır.
Eğer bir plan değişikliği yalnızca taşınmazın piyasa değerini artırıyor; buna karşılık ulaşım, altyapı, yeşil alan, sosyal donatı ve çevresel etkiler bakımından yeterli analiz içermiyorsa, şehircilik ilkeleri yönünden ciddi tartışmalar doğabilir.
Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği ise;
Planların;
Kamu yararını gözetmesini,
Plan kademelenmesine uygun olmasını,
Bilimsel verilere dayanmasını,
Sosyal ve teknik altyapı dengesini korumasını,
Sürdürülebilir gelişmeyi esas almasını öngörmektedir.
Bu nedenle plan değişikliği hazırlanırken yalnızca ilgili parsel değil, bütün plan sistemi değerlendirilmelidir.
Bir bölgede oluşturulan ilave nüfusun hangi okuldan yararlanacağı, hangi yolları kullanacağı, hangi park ihtiyacını doğuracağı ve mevcut altyapının bu yükü taşıyıp taşımayacağı bilimsel raporlarla ortaya konulmalıdır.
Danıştay'ın Yerleşik Yaklaşımlarına bakıldığında, yıllar içinde oluşturduğu içtihatlarda bazı temel ilkeler sürekli tekrar edilmektedir.
Plan değişiklikleri;
Şehircilik ilkelerine uygun olmalıdır,
Planlama esaslarına dayanmalıdır,
Üstün kamu yararı göstermelidir,
Bilimsel ve teknik gerekçeler içermelidir,
Plan bütünlüğünü bozmamalıdır,
Zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklanmalıdır.
Yargı kararlarında sıkça vurgulanan hususlardan biri de, imar planlarının kişiye veya parsele özel ekonomik beklentileri karşılamak amacıyla değiştirilemeyeceği ilkesidir.
Dolayısıyla kamu arazilerinin satışına zemin hazırlayan plan değişikliklerinde de bu ölçütlerin gerçekleşip gerçekleşmediği önem taşımaktadır.
Samsun açısından ayrıca Kıyı Kanunu özel önem taşımaktadır.
Atakum kıyıları yalnızca Samsunluların değil, bütün toplumun ortak kullanım alanıdır.
Bu nedenle kıyıya yakın kamu arazilerinde alınacak her plan kararı, yalnızca ekonomik getirisi bakımından değil;
Kıyıya erişim,
Kamusal kullanım,
Siluet,
Peyzaj,
Ekolojik denge,
Sosyal etkiler
bakımından da değerlendirilmelidir.
Kıyılar üzerindeki baskının artması, yalnızca bugünkü kullanıcıları değil, gelecek kuşakların kıyı hakkını da etkiler.
Şehircilik ve planlama ikelerinde asıl soru şudur:
"Bu plan değişikliği yapılmasaydı kent zarar görecek miydi?"
Eğer cevap hayır ise, plan değişikliğinin zorunluluğu ayrıca ortaya konulmalıdır.
Çünkü şehircilik hukukunda plan değişikliği olağan bir işlem değil, istisnai bir müdahaledir.
Her değişiklik, güçlü bir kamu yararı gerekçesiyle açıklanmalıdır.
Samsun büyüyor.
Nüfusu artıyor.
Yeni yatırımlar geliyor.
Bütün bunlar olumlu gelişmelerdir.
Ancak büyüme ile sağlıklı gelişme aynı şey değildir.
Bir kent, ne kadar bina yaptığıyla değil; planlarına ne kadar sadık kaldığıyla gelişmiş sayılır.
Bugün alınan her plan kararı, yalnızca bugünün belediye yönetimini değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da ilgilendirmektedir.
Bu nedenle kamu arazilerinin satışı ve bu satışlara zemin oluşturan plan değişiklikleri, yalnızca belediye meclislerinin değil; üniversitelerin, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve bütün kentlilerin katılımıyla tartışılmalıdır.
Çünkü şehirler, seçim dönemleri için değil; nesiller için planlanır.
Ve şehircilik hukukunun bize söylediği en temel ilke şudur:
İmar planları, rant üretmenin değil; kamu yararını korumanın en önemli araçlarından biridir.
Bu ilke unutulduğunda yalnızca planlar değil, kentin geleceği de geri dönülmesi güç biçimde değişebilir.
5. ve son Bölümde "Çözüm ve Yol Haritası: Samsun İçin Nasıl Bir Şehircilik Modeli?" başlığını ele alacağız.









































