Samsun Kent Haber köşe yazarı Musa Uzunkaya, Çin gezisi izlenimleri ile ilgili yazdığı ikinci köşe yazısında, sokak köpeklerine dikkati çekti, Çin sokaklarında köpek olmadığını yazarak, Türkiye'de ki durumu, "Bizi bu hale kim, nasıl, ne zaman getirdi?" diyerek eleştirdi.
Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, Çin’e ayak bastığım andan itibaren, hayalimde ve sahip olunan, ön bilgilerimdeki sahnelerin hilafına bir Çin ve tabloyla karşılaştım.
Devletin inzibati ve tavizsiz tedbirleri, toplum hayatında ciddi bir güvene vesile olmuş. Gecenin geç saatlerine kadar insanlar, Şanghay’ın sokaklarında herhangi bir batı ülkesinden daha şen şakrak, bir şekilde gezip dolaşıyor yiyip içiyorlar.
İş disiplinine gelince, pazartesi günü (08.06.2026) yanımdaki birkaç arkadaş ve Türk iş adamının, karşı tarafın heyetiyle, takribi 10 saate varan oturum, iş ve karşılıklı ticaret görüşmelerinin ele alındığı, bu celsede adeta nefes alınmadan herkes dikkatle sunum yaptı. İlgilendiği sektör ve sanayi kolunda dakikalarca slaytlar ve değişik belgeler üzerinden bilgiler sundu.
Bu tablo bana, Çinlilerin iş disiplini, üretim konusundaki hassasiyet ve gayretlerinin ne ölçekte ciddiyetle ele alındığını gösterdi.
Türkiye ile ticari ilişkilerin kendileri için, çok önemli olduğunu, zaten var olan ticaretin, karşılıklı alışverişin daha güçlü hale getirilmesi gerektiği, gelişen ekonomilerin ancak bu tarihi İpekyolu, Anadolu ve Çin hattının yeniden güçlendirilmesi ve ikamesi hususunda çok kararlı ve arzulu olduklarını gördüm.
Tabii burada bir parantezi açmak lazım, elimizdeki veriler yanlış değilse, 2025 yılı Çin’le ticaret hacmimiz, 53 milyar dolar, ancak bunun 3.3-milyar doları bizim ihracatımız, takriben 50 milyar dolarıysa Çin’den yaptığımız ithalatımızdır. Yani her alanda olduğu gibi, ticarette de karşılıklı mütekabiliyet esasına bakılınca, maalesef biz negatif bir pozisyondayız. Çok mal alıyor, az mal satıyoruz.
Kime, nüfusu takribi 1,5 milyar olan bir ülkeye. Yani biz üretimimizi dünyanın dev olan ülkesi ile, elbette eşitleme imkanına sahip değiliz. Ne var ki, bu ülkelerden daha çok mal almayı, daha çok ticaret yapmayı hedeflerken hangi alanda bu ülkeye biz de, daha çok ihracatta bulunabilirizi ilgililer nezdinde araştırıp, o sahada ciddi girişimci ve müteşebbisimiz devlet tarafından desteklenerek, bu ülkeye ihracatımız mutlaka artırılmalıdır.
Belli ki yakın gelecekte de, tüm dünyayı yatırım ve ürünleri ile adeta işgal eden Çin’den bizim önümüzdeki yıllarda, daha fazla ticaret yapmamız kaçınılmaz gözükmektedir. Ne var ki, bir kısım tarım ürünleri dahil, inovasyona dayalı ve onların üretimiyle rekabet edebilecek kalite ve kalibrasyonda ürünlerle bizim de bu pazara güçlü bir şekilde girmemiz, girebilmemiz lazım.
Yoksa bu gidişle karşılıklı ticarette, makas aleyhimize ciddi şekilde açılacaktır. Adamlar, gördüğüm kadarıyla sen ben kavgası içerisinde olmadan, 'biz, hep beraber güçlüyüz' gerçeğini hayata geçirmişler.
Soruyorum, sokak kavgası, gruplar arası hizip ve çekişme yok. Denebilecek ki buradaki sistem ve hayat şartları buna izin vermez. Doğrudur.
Ancak hiçbir sistem de, kendi içinde anarşizme yol vermemeli, hürriyet ve özgürlükleri, bir başkasının hürriyet ve özgürlüğüyle sınırlamalıdır. Bu genel geçer kaideler. Demokrasi, hürriyet ve özgürlük, her isteyenin her istediğini her istediği yerde, yapmaya kalkıyor olması demek değildir. Bu anarşizm olur. Bu durum, toplumsal kaos ve anarşiye yol açar. Maalesef demokratik ülkelerde, demokrasinin ve özgürlüğün ne anlama geldiğini sosyolojik ve hukuki zeminde, iyi kavrayamamış toplumlar, bizim de içinde bulunduğumuz bu sıkıntılı ve problemli topluma dönüşmemize zemin hazırlamaktadır.
Bir önceki yazımda da ifade ettim, şu ana kadar gezdiğim yerlerde iddia ile söylüyorum gören varsa, aksini ispat etsin ne şehirlerde ne de şehirler arası tren yolculuğunda geçtiğimiz bilinen, bizim köylerimiz gibi iskan mahallerinde bir tane başıboş köpek görmedim.
Kızılay’da Ulus’ta, Ankara’nın en işlek cadde ve sokaklarından alınız, en tenha varoşlara varıncaya kadar, her yerde kümeleşmiş saldırgan köpekleri görürsünüz. Sadece köpekleri değil, köpekleri savunan, ülkeyi adeta terörize eden bir güruhu da görürsünüz.
Allah aşkına bu insanlar, yemek için köpek besliyorlar. Ancak sokaklarında köpek yok. 2024 yılında istatistiklere göre, 30 milyon civarında köpek yenmiş ve eti tüketilmiş Çin’de. Biz, senelerdir bir köpek teröründen, onların saldırılarına kurban ettiğimiz, onlarca insanımızın hayattan koparılmasından kendimizi ülke olarak alıkoymadık. Dediğim hususun, hiç bir medeni ülkede, Avrupa, ABD ve dünyanın hiç bir yerinde, örneğini bulmak mümkün değil.
Tabi burada sorgulanması gereken, bizi bu hale kim, nasıl, ne zaman getirdi? Ve maalesef, gerçek değerlerimizden ne zaman koptuk?
Çin gezimiz kapsamında ülkenin kuzey kesiminde ve başkenti olan Pekin’e geçecek, Çin’in kalbinden görebildiğim kadarıyla, tespitlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Görebildiğim diyorum, tespitlerimin eksikleri olabileceği gibi farklı yanılmaları da olabilir. Bunlar benim naçizane gördüğüm tablolardır.
Rabbim bizleri, insanlık için çıkartılmış en hayırlı ümmet olarak göndermişken, maalesef görevinin ve varlık sebebinin hikmetini anlayamayan, daha açık ifadesiyle milletini, bu eğitimden mahrum eden taklitçi bir toplumun yüzyılda alabileceği mesafede budur. Ve sorgulanacak çok şeyimizin var olduğunu lütfen kabul edelim.
Hepinizi, bu tarihi İpek Yolu’nun en doğrusu olan Çin’den saygıyla selamlıyorum. Bir sonraki yazımda, buluşmak üzere Allah’a emanet ediyor, dualarınızı bekliyorum.









































