Samsun Kent Haber köşe yazarı Musa Uzunkaya zülüm ve küfür ittifakını yazdı, İslam ümmetini eleştirerek, "İslam ümmeti, onur ve izzetin değil, küfrün ve zilletin peşine takılarak, zilleti ve onursuzluğu tercih etmiştir." dedi.
İSRAİL KÜFÜR BİR MILLETTIR
Bu kavram İslami bir hakikat ve tarih boyunca değişmez bir gerçektir. İslam dışı düşünce, hayat tarzı ve felsefe sonunda müttefiktirler. Daimi düşmanlıkları, beşeri akide ve hayat tarzının karşısında olan, ebedi ve ezeli Allah nizamının ortadan kaldırılması, ilahlaştırdıkları heva ve heveslerinin, nefsani, behimî ve şehevani arzularının sonsuza dek, tatminine imkan tanıyacak, vaz ettikleri sisteme kulluk etmeleri ve tüm insanlığı da bu sapkınlığa çağırma arzularıdır.
Kur’an-ı Kerim, tarihte hiçbir kavim yoktur ki onlara peygamber gönderilmemiş olsun derken, tarih boyunca sapkınlıkları ile helaka maruz kalan kavimlerin, gönderilen ilahi mesajları tağyir ve tebdil ederek, kendilerine gelen kitaplarını tamamen değiştirerek, o arzularını ilahi mesajmışcasına uygulayıp başkalarına da dayatmışlardır. İşte bu bir zülüm ve küfür ittifakıdır.
Kıyamete kadar asla değiştirilemeyeceğini garanti eden Mevla-i müteal hazretleri, Kur’an ve İslam bağlılarının böyle bir dalaletten emin olduklarını ifade etmektedir. Dünü ve bugünüyle Yahudilik ve Hristiyanlık bu tahribatlar ve tahrifatlar sonucu bütün dünyayı ateşe vermenin, bozdukları dinlerinin hükmüymüş gibi, bir Evanjelist itikadıyla yaratıcıyı kıyamete zorlamanin gayreti içerisine girilmiştir.
Bunca zülüm, ihanet ve işkence, gayretullahı harekete geçirecek, vahşetler ve bunu bir ibadet anlayışı içerisinde, hem Yahudi bugünkü İsrail, hem de dünya jandarmalığına soyunmuş, Hristiyanlığın evanjelizme dönüşümünde, öncülük etmiş olan zalim Amerika, bu gayenin tahakkuku için, İsrail’in kurulduğu günden beri tüm insanlığa ve özellikle de, İslam alemine kan kusturmuşlardır.
20. yüzyılın başındaki birinci cihan harbi, İslam hilafetini ortadan kaldırmak, Osmanlı'yı ve İslam ümmet birliğini yok etmekti. Nitekim buna da muvaffak oldular. İkinci cihan harbi, Osmanlı’nın yıkılıp dağılmasını, temel gaye edinen ve Filistin’de bir devlet kurma arzusunu, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a kabul ettiremeyen Yahudilerin, 1948 yılında Filistin’de bir İsrail devletinin kurulmasını sağlamış, hayatiyetinin güvencesi olarak da, Birleşmiş Milletler Teşkilatı denilen, bir zulmü egemen kılma mekanizmasını kurdurmuş, askeri güvence olarak da, Amerika’nın kontrolünde NATO şemsiyesi adı altında, bir başka güvenceyi zırh olarak büründürmüştür.
Hedeflenen üçüncü cihan harbinde ise, beklenen Mesih’in krallığını ilan edeceği büyük İsrail’in ona hazırlanmasıdır. Bunun için de, yeryüzünü göz gözyaşı ve kan ile yoğurma emellerine Amerikayla, İsrail devletinin öncülüğünde tüm batılı kefere taifesini arkalarına almış olmalarıdır. Müslümanlar, satılmış ve alçak yöneticilerinin, bu zalimler tarafından atanarak, parçalanan Osmanlı topraklarının bakiyesi üzerinde kurdurulan, devletçiliklerin başlarına getirilmiş sefil ve alçak yaratıkları olarak, bu işin hizmetinde olmuşlardır.
Hiçbirinin bu olay karşısında, İslam’ın izzet ve onurunu kuşanmış bir vaziyette duruş sergilediğini göremedik ve göremeyeceğiz. Çünkü bu zalimler Amerika ve İsrail’den korktukları kadar değil, onun 10’da biri kadar Allah’tan korksalardı, hak ve adaletin yanında olurlardı ve bugün bu vahşetlerin hiçbirisi yaşanmayacaktı. Düşünebiliyor musunuz, Umman’da, İran’la son yaşanan ABD krizinde anlaşmaya tam varılacağı sırada, İsrail ile beraber Amerika’nın kalleşçe bütün gücüyle İran’a saldırması ve akabinde dördüncü haftasını idrak etmekte olduğumuz, vahşi silahların denendiği belki bütün insanlığı kıyamete, üçüncü cihan savaşıyla, tam bir helaka götürecek felaketin kapısını aralaması karşısında, Riyad’da yapılan toplantıda 12 Müslüman ülkenin Dışişleri Bakanlarının yaptıkları görüşme sonucunda yayınladıkları bildirilerinde, değil Amerikan’nın zulmünden bahsetmek ve kınamak, ismini dahi o dekorasyona geçirmekten korkan, bu zavallı bakan ama görmeyenlerin baştan sona İran’ı eleştirmeleri ve saldırılarına son vermesi taleplerini tekrarlamaları, ne derece zavallılaştıklarını göstermesi bakımından çok manidardır.
Demek ki Amerika’ya uşak olmak her zeminde bir bedel istiyor. İslam dünyası, başta Amerika olmak üzere, hiçbir İslam ve Müslüman karşıtı devlet ve sisteme değil, doğrudan Allah’a ve kendi birlikteliklerini, iki milyarlık alemi İslam’ı bir vücut haline getirme gayretini, sergilemedikleri müddetce bu zillet ilayevmil kıyam devam edecek demektir. Bütün bu gerçekler arasında, küfrün bir millet olduğunu göremeyen bu zavallı, iki milyarlık İslam milletinin yönetimini deruhte edenler, Müslümanların bir millet olduğu şuuruna ne zaman varacaklar? Ne zaman Allah’a güvenip, kendi inanç sistemlerinin emrettiği cihat şuurunu kuşanıp, küfrün ve keferenin himayesine değil, hakkın egemenliğine inanacaklar.
Asırlar var ki İslam ümmeti, onur ve izzetin değil, küfrün ve zilletin peşine takılarak, zilleti ve onursuzluğu tercih etmiştir. Rabbim bizi yeniden izzet ve şerefimizi koruma ruhuyla şuurlandırsın.










































İftira, haram ve hak yiyen ittifakı ne olacak peki?