Samsunspor'un Galatasaray maçında son saniyede girdiği posizyonda ceza sahası içinde Carlo Holse'nin vurduğu topun Galatasaray oyuncusu Kazımcan Karataş'ın eline çarpması sonrası verilmeyen penaltı tartışmasını kaleme alan Samsun Kent Haber köşe yazarı Musa Uzunkaya, "Futbol ahlak ister. Bu bir VAR cinayetidir. Yazıklar olsun" dedi.
FUTBOL DA AHLAK İSTER
Kıymetli dostlar, spordan ve özellikle de futboldan hiç anlamam. Yani hiç anlamam dediysem, Galatasaray-Samsunspor maçını yöneten orta saha ve yan hakemle, VAR'daki yok sayılan hakemler kadar da değilim.
Bu yıl dahil bir kaç yıldır başarı destanları yazan Samsunspor, Başkan, Hoca, diğer yönetici, taraftar ve tüm camiasını tebrik ediyorum.
Allah aşkına her şeyin bir ahlakı, edebi, insaf ve vicdani olmalıdır. Neden ülkemde haftasonları olsun, insanların rahat izleyebileceği spor müsabakaları sonrası, olmayacak tartışmaların göbeğinde bir hafta değil belki, haftalarca hatta yıllarca hafızalardan silinmeyecek olumsuzluklar iz bırakıyor?
Yanılmıyorsam ilk milletvekili olduğum 95-96 yıllarında Samsun’da oynanan Fenerbahçe-Samsunspor maçında, hakemin çok bariz bir şekilde Samsunspor aleyhine ve Fenerbahçe lehine verdiği bir kararı, mecliste yaptığım gündem dışı konuşmada eleştirmiş ve parlamento zeminine bu haksızlığı taşımıştım. O tarihlerde Ankara dışında ancak çok önemli bir görevde olan, benim de çok sevip muhabbet duyduğum ancak Fenerbahçeli olduğunu da bildiğim, bir zat-ı muhterem konuşmamdan sonra beni arayarak; "Musa hocam, Samsun'da Fenerbahçeli yok mu?" diye bir sual tevcih etmişti.
Ben de kendisine, "Benim görevim yanlışların karşısına çıkmak, ister spor isterse bir başka alanda olsun, adaletsizlik ve haksızlıklar karşısında susmamaktır. Çünkü parlamenterlerin üç temel görevi vardır. Bunlar, yasama, yürütme yani bakanlık ve denetimdir.
Ben burada denetim görevimi yapıyorum. Kimsenin taraftarları germeye basit siyasi veya sportif zaaflarını, toplumu birbirinin karşısına getirecek şekilde tahrik etmeye hakkı olmasa gerek" dedim.
Benzer bir olayı da, yıllar sonra, yine aynı takımla yani Fenerbahçe ile Konyaspor arasında Konya'da oynanan bir maçta, maçın birinci devresinde Konyaspor iki sıfır galipken, ikinci devrenin başında Fenerbahçeli Anelka eliyle değil, adeta koluyla voleybolda smaç yapar gibi golü attı. Stat gerildi, takım gerildi. Hakem golü verdi. Santrayı gösterdi ve şaşkınlık arasında ikinci golü de attı. Böylece 2-0’dan maç 2-2’ye ve maç sonu da, 4-2-ye getirilmiş ve Fenerbahçe'ye maç, hakem eliyle verilmişti. Aynı zat-ı muhterem de yanımızda maçı izliyordu. Herkes tepki gösterdi, hatta bu ciddi bir hatadır. Anelka'ya sorsalar- ki dürüst bir Müslüman olduğu söylenir, kesinlikle golü koluyla attığını itiraf edecektir. Ama hakem görmedi, taraftarlar da sessiz, perişan oldu. Hatta bahse konu aynı zat;
"Yani ne var bunda, dört golü de Anelka koluyla atmadı ya" diyerek bu haksızlığa takım aşkına taraf çıkmış oldu.
Yani siz maçı doğruyorsunuz, felç ediyorsunuz, futbolcu ve taraftarın ruhunu ve sinirlerini felç ediyorsunuz, ardından böyle bir yorum! Bunun adı futbol değil. Bu insanları oyalamak, vicdanları yaralamak ve zaten gergin olan toplum psikolojisini daha da germektir.
Hatta bir başka örnek vereyim...
YSK'nın 3 Kasım 2002 seçimlerinde, genel başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın seçime giremeyeceğine dair verdiği karar, hakimlerce verilen ama haksız bir karardı. Vekiller olarak çok gergindik. O akşam Samsun'a gittim. Günlerden cumartesiydi ve Samsunspor'un yanılmıyorsam Fenerbahçe ile maçı vardı. Aleyhimize çok haksız bir şekilde penaltı verildi. O zamanki kalecimiz Şorumlu diye ismi okunan bir yabancı futbolcumuz, penaltıyı kurtardı.
Biz şeref tribününde yanımda o gün Samsun Valisi olan Sayın Muammer Güler ve onun bitişiğinde de o günkü garnizon Komutanımız bir paşa vardı. Hakemin bu kararına ciddi tepki veren Paşa; hakemlere yapılmakta olan tüm edebi (!) küfürleri orada saydı döktü.
Ben de Paşa’ya dönerek dedim ki; "Sayın paşam! Yanlış hakem kararıyla, yanlış hakim kararı arasında, insanları germek ve vicdanları yaralamak açısından hiç fark yoktur. Biz de dün Ankara’da bir üst kurul olan YSK’nın verdiği ve yüzde 100 yanlış olduğuna inandığımız, bir kararın mağduruyuz. Hiç ses çıkaramadık hele senin yaptığın küfürlerin hiçbirisini yapmadık, daha açığı yapamadık. Ama bilinen şey yanlış, hakem kararıyla yanlış hakim kararı sonuçta aynı kapıya çıkıyor"
Tabi paşa biraz bozuldu ama, zamanla ne kadar haklı olduğumuzu o da, ehli insaf olan her vicdan sahibi de anlamış oldu.

Bugün Türkiye'de spor üzerinden toplum çok acımasız bir şekilde geriliyor ve kökünde haksızlık temelli gerilimler artırılarak devam ediliyor. Evet, gerçek manada anlamadığım, ancak gördüğümü de okuyabilecek kadar ehli insaf olduğumu burada ifade etmek isterim.
Galatasaray- Samsunspor maçının yapıldığı akşam saat 20:00 sularında müsait değildim, dolayısıyla maçı izleyemedim. Saat 11:00'lerde şöyle bir sonuca bakayım dedim, aman Allah'ım spor dünyasında kıyametler kopuyor. Hemen hemen her yorumcunun 'yüzde 100 penaltı' dediği bir tabloyu, ben de bariz bir şekilde gördüm ama bunu görmeyen hakemle, VAR olduğu iddia edilen ama, ben yokluğundan emin olduğum VAR cinayetinin, ne anlama geldiğini, daima korunan ve adına İstanbul'un üç büyükleri denilen takımların, Anadoluyu nasıl haksız bir şekilde hakem oyunları ve kararlarıyla, ezdiğini ibretle seyrettik. Buna sessiz kalanlara da, yazıklar olsun. Bu üç takımın ayak oyunlarıyla yılın sonunda şampiyonluklarını alkışlayan, onlara kupa verenlere de yazıklar olsun.
Vaktiyle ilgili bir bakana Plan Bütçe Komisyonunda, bütçesi müzakere edilirken, kendisinin de kullandığı 'ÜÇ BÜYÜKLER' kavramına şiddetle karşı çıktım.
"Bunun temelinde adalet yok insafsızlık var. Siz de bir bakan olarak Süper Lig’deki takımları üç büyük ve diğerleri diye tasnif ederseniz burada hiçbir adaletten ve insafdan bahsedilemez sizin de adil tarafsız olarak o takımlara baktığınız söylenemez" dedim.
Çünkü biliyordum ki o bakan da, Üç Büyükler denilen takımlardan birisinin taraftarıydı. Ricam ve tavsiyem, sporun 'Ekanim-i selasesi' olan ve adına 'Üç Büyükler' denilen; Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş yani diğer bir ifadeyle ve Hristiyan bir itikatla 'baba, oğul ve ruhu Kudüs' tabiriyle, teslis akidesine bağlı bir futbol Amentüsü ortaya koyarak, bu üç takımı Süper Lig değil, ULTRA SÜPER LİG takımı diye ilan etmek suretiyle, Anadolu’nun diğer takımları yıl boyunca birbirleriyle müsabaka yapsınlar, Play Off’ta olduğu gibi, onların birinci ikinci ve üçüncüleri de, bu ekanimi selase ile yılın sonunda karşı karşıya gelsinler.
Böylece gönlünüzce yeni bir sistem oluşturulmuş olur. Evet bugünkü spor ahlakını özellikle futbol camiasının, hakem rezaletinin son zamanda adı gayr-i ahlakı bir kısım akçeli işlere karışan futbolcu ve hakemlerin, nefrete vesile olan bu davranışlarını şiddetle kınıyor, federasyon başkanı, Gençlik Spor Bakanı ve bu konuda oldukça hassas ve çok ilgili olduğunu bildiğim Sayın Cumhurbaşkanımızı çözüm üretmeye davet ediyorum.
Ben ki, hiçbir fanatikliğim yok, ancak Galatasaray-Samsunspor maçı ile gece gerildim. O, binlerce Samsunlu genç kardeşimin, İstanbul'a seyr-u sefer yapıp, hakem işbirliğiyle maçı kaybetmiş olması ve analarının ak sütü gibi hakları olan puan alamadan geri dönmeleri, inanıyorum ki aziz hemşerilerimizi ziyadesiyle üzmüştür. Üzülmeyin diyorum, çünkü bu işe çoktan alıştırıldınız. Ben Anadolu takımlarına, bu şekilde devam edilirse, seneye bu üç büyükler diye adlandırılan mahşerin üç atlısından, uzak kalarak farklı bir lig içerisinde oynama kararının yöneticileri ve yetkililer tarafından alınmasının gereğine inanıyorum.









































sayın hocam sizlerin samsunsporun yaşadığı hukuksuzluk karşısında gösterdiğiniz ilgi ve alaka için teşekkür ederim
Ben Galatasaray'ı tutuyordum ama oğlum Samsun'da okuduğu için samsunu destekliyorum çok güze oynuyan bir takım tebrik ediyorum inşalla şampiyon olur başarilar samsun