Bundan tam 107 yıl evvel, Kurtuluş mücadelesinin başlatıldığı Samsun’dan yakılan meşale, kısa bir müddet sonra, millet olarak verilen kahramanlık mücadelesi, şekil itibarıyla zaferle taçlanmış, gelişimi itibarıyla, sayısız maddi ve manevi kayıplarla yara almış, sonuç itibarıyla da bugünki Cumhuriyet Türkiyesi kurulmuştur.
Tabii bu bayramın birisi nesnel kavram olan, üç tane öznesi var. Bunlardan birincisi, Mustafa Kemal, ikincisi, Gençlik ve üçüncüsü de nesnel olan, spor kavramıdır. Yani bu bayramın adı zamanla dönüştürülerek; ilk defa 1926 yılında Samsun’da özel bir kutlama yapılmış, 1927 yılında bazı milletvekillerinin de katılımıyla, yine Samsun’da geniş çaplı bir kutlama yapılmış, 1938 yılında adına 'İdman Bayramı' denilen sportif gösterilerin, özellikle "Onbeş yılda onbeş milyon nesil yetiştirdik" diye övünülenler arasında yer alan, ve Cumhuriyet kızları diye bilinen gençlerin, statlarda yarı çıplak teşhir edildiği bir bayrama dönüşmüş, bilahare; Gençlik ve Spor Bayramı olarak 1981 yılına kadar bu isimle devam etmiştir.
Kenan Evren ve şürekasının 12 Eylül 1980 darbesi sonrası, 1981 senesi, Mustafa Kemal’in doğumunun 100. yılı, 'Atatürk yılı' olarak ilan edilmiş ve bayramın adı da bugünkü şeklini alarak, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı' olarak isimlendirilmiştir. Yani bayrama bugünkü ismi, demokrasi ve yargı kararları gereği rütbeleri sökülen, darbe konseyi ve başındaki liderinin verdiği isimle halen devam etmektedir (!)
Süreci tek tek analiz edersek, realiteden ve bir çok tarihi hakikatten uzaklaşıldığı görülecektir. Burada bence kavramlarda da, bir kısım karışıklık ve yanlışlar var. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışında o henüz Mirliva- Tümgeneral üniformalı bir askerdir. 24 Kasım 1934 gün ve 2587 sayılı özel bir kanunla Atatürk soyadını almıştır. Yani cumhuriyetin 11. yılına kadar o 'Atatürk' değil, Mustafa Kemal’dir.
İkinci olarak, Mustafa Kemal, Samsun’a yalnız çıkmamıştır. Onun beraberinde 18 tane üniformalı ve üniformasız bizzat, Damat Ferit Paşa hükümeti ve Padişah Sultan Vahdettin'in onayladığı kararnamede, kendisi ve arkadaşları vardır. Ne garip tecellidir ki, diğer görevlilerin isimleri sadece Samsun’da mumyalı büstleriyle hatırlanılmaktadır.
Artık tarihi hakikatler ifade edilmeli, hiç olmazsa bu bayramlarda hamaset nutuklarının dışında, gerçekler toplumla paylaşılmalıdır. O günkü payitaht, yani İstanbul makamı hilafeti mi, Mustafa Kemal ve heyetini Samsun’a gönderdi yoksa bugüne kadar, bir mizansen gibi ifade edilen arızalı dümeni dahi doğru çalışmayan, kırık dökük Bandırma Vapuruyla kaçarak mı Samsun’a geldiler? Bu gelişten, gerçekten İngilizlerin haberi yok muydu? Artık bu gerçekler tüm çıplaklığıyla, gerçek tarihçilerin diliyle ve tarihin gerçek belgeleriyle bu bayramda olsun, insanlara anlatılmalı değil mi?
Oysaki tarihi belgelerde açık bir şekilde görülmektedir ki, mirliva Mustafa Kemal ve arkadaşları dokuzuncu Ordu Kıtaat Müfettişi olarak, 30 Nisan 1919 tarihli Damat Ferit Paşa hükümeti kararnamesiyle, görevlendirilmiş ve bizzat Padişah Vahdettin tarafından onaylanmış, bu atama ve karar da, Takvim-i Vakai gazetesinde resmi olarak yayınlanmıştır. Üstelik de, hem kendilerini bahse konu o günkü şartlarda, en iyi sayılabilen Bandırma Vapuru ve ciddi bir akça ile görevle Samsun’a göndermişlerdir.
Artık bu hakikatlerin saklanmasının hiç kimseye faydası yoktur. Osmanlıyı kötülemek ve aziz milletimizi, altı asır yöneten o asil aileyi Cumhuriyet nesline kötü göstermenin, düşmanlarımızdan başka hiç kimseye de faydası olmaz.
Bayramın ikinci öznesi; Gençliktir
Bu bayramda, gençlik ve sorunları bayramın neresinde? Eğitimde ilk, orta, lise üniversite ve mezuniyet sonrası gençliğin durumu, maddi ve manevi sorunları, iş hayatı, evlilik, çoluk çocuk sahibi olma ve düzenli birer aile bireyi durumunda olan veya olamayan gençlerin, meseleleri böyle bir bayramda olsun masaya yatırılarak, ilgili uzmanlarınca en güzel şekilde değerlendirip çözüm ve çareleri rical-i devlete sunulmalı değil miydi?
Devleti yönetenlerin de, gençlik sorunları ve çözümleri ile alakalı, yaptığı ve yapılmakta olan olumlu ve başarılı, hizmetlerin neler olduğu, bir önceki Gençlik Bayramı’ndan, bu bayrama kadar hangi hayırlı adımların atıldığı anlatılmalı değil miydi?
Üçüncü olarak da, nesnel bir kavram, ancak bayramın öznesi olarak ifade edilen, 'Spor' kelimesinden ne anladığımızı, bu millete samimi olarak ifade etmemiz gerekmez mi?
Maalesef, bugünkü şekliyle;
Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı diye isimlendirilen bu bayramda, spordan neyi kastettiğimiz, milleti sporun hangi alanıyla adeta büyülenmiş olarak meşgul ettiğimiz, gerçeği ile yüzleşmeli değil miyiz?
Maalesef yıllardır Türkiye’de, spor denince mazimizden tevarüs ettiğimiz ata sporlarımızdan ziyade akla ilk ve son gelen futbol! Futbol denince akla ilk gelen Süper Lig! Süper Lig denince akla ilk gelen de İstanbul’un kendilerinden menkul ve üç büyükleri denilen, asırlık üç takımı. Bütün spor oyunları, maddi harcamalar, spor ahlakına uymayan hakem kurum ve kuruluş entrikaları, maddi çıkarlar, ahlaki yozlaşmalar, yabancı futbolculara milyonlarla ifade edilen dolarların verildiği ve Türk ekonomisine, hatta devletin harcamalarına ciddi yükler getiren yatırım ve projeler (!.)
Bayram günü, mevsimin şartları ne olursa olsun, soğuk sıcak demeden ilkokuldan üniversiteye kadar, çocuklarımızın statlar ve toplanma merkezlerinde yapmakta oldukları bir çoğu ahlakı değerlerimizle bağdaşmayan, sportif göze ve nefse hitap eden, bir kısım ritüel ve hareketler. İşte bugün Gençlik ve Spor Bayramı denince, akılda kalan bunlar oluyor. Kaldı ki geçmişte bu bayramlar adeta teşhirciliğin zirve yaptığı, gençliğin açılıp saçılmaya, ahlaki erozyona alıştırıldığı ve yönlendirildiği bayramlar oluyordu.
Bayram etkinliklerine katılmadığı için, bir kısım kızların beden eğitimi dersinden, sınıfta bırakılan veya, bu spor etkinliklerine statlardaki teşhirciliğe alet olmamak için, binbir gayretle rapor alan öğrenciler ve ailelerine uygulanan, mobbing ve akla hayale gelmedik baskılar. İşte bunlar, gençlerin mutlu olacağı iddia edilen bir bayram gününde, genç yavrularımıza reva görülen muamelelerdi.
Şimdi özetlemek gerekirse, bayram kutlanmaya başlandığı tarihten itibaren, eskilerin tabiriyle, 'Cemaziyelevvel ve Cemaziyelahiriyle' masaya yatırılıp, yalanlar, asılsız hikayeler ve hurafelerden tamamen arındırılıp, gerçekler ve tarihi hakikatler, bütün çıplaklığıyla yılda bir kez olsun bu bayramda insanımıza devletimizin başta televizyonları olmak üzere, bütün kurum ve kuruluşları tarafından hakikat olarak sunulmalıdır.
Bence, en önemli olan bu bayramda, uyuşturucudan dijital bağımlılığa, ahlaki yozlaşmadan inançsızlık ve seküler itikatsızlığa, gittikçe çürümekte olan değerlerimizin yeniden canlandırılmasına, işsizlikten kurtarılıp düzenli aile hayatına geçişe, bereketli nüfus ve gelişmişliğe katkı sağlayacak, gençlik sorunlarının bütün yönleriyle, belki bir hafta süreyle ilgili uzman ve yetkili devlet makamlarıyla, beraber arizamik masaya yatırılıp, var olan sorunlara çözüm üretmenin yoluna gidilmelidir.
Hamaset nutuklarından vazgeçip, sorunların çözümüne odaklı çalışmaların yapıldığı, güzel bayramlar idrak etmek temennilerimle selam ve saygılarımı arz ediyorum.










































Tarihi konuşalım, elbette konuşalım. Ama tarihi; eksik parçaları büyütüp bütünü küçülterek değil, bütün gerçekleriyle değerlendirelim. Evet, Mustafa Kemal Samsun’a resmi görevle gönderildi. Bunu kimse inkâr etmiyor. Asıl mesele, Samsun’a çıktıktan sonra ne yaptığıdır. Çünkü kısa süre sonra İstanbul hükümetiyle yollar ayrılmış, görevden alınmış, geri çağrılmış ve hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır. Eğer anlatıldığı gibi her şey sarayın planladığı bir süreç olsaydı, neden milli mücadeleciler “asi” ilan edildi? “Mustafa Kemal o zaman Atatürk değildi” demek de tarihsel bir detaydır ama anlam değiştirmez. Bugün Fatih Sultan Mehmed dediğimizde de fetih öncesi unvanını kullanmıyoruz. Tarihte insanlar sonradan aldıkları isim ve sıfatlarla anılır. Cumhuriyet kutlamalarını ve genç kızların spor gösterilerini “teşhircilik” diye tanımlamak ise tarih anlatısından çok ideolojik bir yorumdur. O dönem yapılanlar; kadınların sosyal hayata katılması, beden eğitimi ve modernleşme anlayışının parçasıydı. Beğenirsiniz ya da eleştirirsiniz ama bunu doğrudan “ahlaki çöküş” diye sunmak objektif değildir. Gençlerin bugünkü sorunları konuşulsun mu? Kesinlikle konuşulsun. İşsizlik, eğitim, gelecek kaygısı, bağımlılıklar… Bunlar gerçek meselelerdir. Ama bunun çözümü, Kurtuluş Mücadelesi’nin sembollerini değersizleştirmek değildir. 19 Mayıs’ın özü; işgal altındaki bir ülkede umudu yeniden örgütleme iradesidir. Bu irade sadece bir kişinin değil, milletin ortak mücadelesidir. Ama o mücadelede liderlik rolünü görmezden gelmek de tarihi eksik okumaktır.
Tarih herseyi açık açık söylüyor siz geminin bozuk dümenindesiniz efendi , peki Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun ve Anadolu'ya gönderen ne amaçla göndermişti bunu deyin hele . Anadolu'daki silahlanmayi hangi akıl ve emir önlemek istemişti isyan neden bastirilmak istendi ,silahların toplanmasını kim ne için istemişti , Kemal paşa neden bu kadar zor durumda bırakılmıştı, Paşa halkın yaninda degilde verilen emrin üzerine gitse neler olurdu bunlari diyin ,Kemal Paşa için idam fermanı neden çıkarılmıştı bunu gençler iyi biliyor sizden öğrenecek degil tarihi .Tarih kitapları açık açık yazmaktadır. İstanbul hükumetinin bu kararı aldığını. Kuvay-i milliyeciler vatan hainimiydi 24 mayısta Vahdettin tarafindan onaylanan kararla, ihanet ve isyanla suclandilar ? 17 kasımda neden Vahdettin İngilize neden iltica etti bunlari anlat hele . GERÇİ GENCLER HEPSİNİ BİLİYOR DA !!!
Hafız 107 yıl geçmiş Atatürk'ü Samsun'a dönemin padişahı gönderse ne yazar, Atatürk kendi başına gelse ne yazar Sonuca bakmak lazım. Sonuçta Bu Vatan kurtulmuş Düşman ve onun işbirlikçileri bu Vatandan kovulmuşmu Ona bakmak lazım.
Bize eski bayramlarimizi verin?