Samsun Kent Haber köşe yazarı Ömer Süslü, Türkiye'nin çıkış yolunu yazdığı köşe yazısında İYİ Parti ve Yeni Parti'nin tarihi sorumluluğuna dikkati çekerek, "Bu tren bir kez daha kaçırılmamalıdır" dedi.
Türkiye’nin Çıkış Yolu! Atatürk Milliyetçiliği Etrafında Yeni Bir Siyasi Mutabakat
Türk siyasetinde artık açıkça görülmesi gereken bir gerçek var! Bölücü siyasetin oyunu kazanmak uğruna, Atatürk milliyetçilerini, vatanseverleri ve Cumhuriyet hassasiyeti taşıyan milyonları küstürmek, Türkiye’nin geleceğini kazanacak bir strateji değildir.
Tam tersine, Türkiye’nin önündeki en güçlü çıkış yolu; Atatürk milliyetçiliği çatısı altında milliyetçilerin, muhafazakârların, mütedeyyinlerin, sosyal demokratların ve kendisini Cumhuriyetin değerleriyle özdeşleştiren bütün vatanseverlerin ortak bir demokratik zeminde buluşmasıdır.
Türkiye'nin artık bu ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden ve devlet gücünü siyasetin merkezinde toplayan bu yönetim anlayışından kurtulması, yeniden güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmesi gerekiyor.
Bu yalnızca bir hükümet değişikliği meselesi değildir.
Bu, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin yeniden demokratik kurumlarına, kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne ve milli egemenlik anlayışına dönmesi meselesidir.
Ve bunu başarabilirsek, emperyalizmin Türkiye üzerindeki hesaplarına karşı Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında verilmiş en güçlü siyasi cevaplardan biri olacaktır.
Muhalefetin asıl problemi: Seçmeni cepte görmek
Bugün muhalefetin önemli bir bölümünde ciddi bir stratejik yanılgı görüyorum.
Bazıları hâlâ şu varsayımla hareket ediyor:
“Erdoğan'ın karşısına kimi koyarsak koyalım, bu seçmen zaten bize oy verir.”
Hayır.
Bu anlayış artık geçerli değildir.
Türk milliyetçileri, Cumhuriyetçiler ve yurtsever seçmenler yıllardır çeşitli siyasi tercihler nedeniyle, büyük hayal kırıklıkları yaşadı. Kendilerini “nasıl olsa bize mahkûmlar” diye gören siyasi anlayışlara, defalarca oy vermeye mecbur edildiler.
Sinan Oğan bunun örneklerinden biridir.
Kemal Kılıçdaroğlu bunun başka bir örneğidir.
2016 sonrası dönemde Milliyetçi Hareket Partisi'nin aldığı siyasi pozisyonlar da bu seçmenin ne kadar ciddi bir sorgulama içerisinde olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla bu seçmene artık “tıpış tıpış oy verecek seçmen” muamelesi yapılamaz.
Seçmen ikna edilmelidir.
Seçmene güven verilmelidir.
Seçmenin değerleriyle kavga edilmemelidir.
Ve en önemlisi, seçmenin oyunun kazanılmış bir hak değil, siyasi bir emanet olduğu unutulmamalıdır.
Kürt seçmeni üzerinden siyaset mühendisliği
Muhalefetin bölücü siyasetin temsilcilerinden gelecek oyları kazanmak için kendi tabanını sürekli geriye itmesi de ciddi bir stratejik hatadır.
Elbette her vatandaşın oyu değerlidir.
Elbette Kürt vatandaşlarımız Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit yurttaşlarıdır.
Ancak mesele Kürt vatandaşlarımız değil; Türkiye'nin bölünmesini siyasi hedef haline getiren anlayışlarla kurulacak siyasi hesapların sınırlarıdır.
Bir siyasi parti, seçim kazanmak adına kendi kurucu değerleriyle çelişen siyasi pazarlıklara girerse, belki oy kazanır; ama aynı zamanda kendi seçmeninin güvenini kaybeder.
Üstelik matematik de ortadadır.
DEM Parti'nin, geçmişte CHP ile gerçekleştirdiği yerel seçim işbirliğinin benzerini gelecekte Yeni Parti ile gerçekleştireceğini varsayarak bütün siyasi stratejiyi bunun üzerine kurmak gerçekçi değildir.
Buna karşılık AK Parti ve MHP içerisinde hâlâ ciddi bir seçmen kitlesi bulunmaktadır.
Ekonomik krizden yorulmuş, uygulanan politikalardan rahatsız olmuş, son siyasi gelişmeler karşısında kafası karışmış, ancak milliyetçi ve muhafazakâr kimliğini terk etmemiş milyonlarca insanımız var...
Asıl siyasi mücadele alanı burasıdır.
Bu seçmeni küçümsemek değil, anlamak gerekir.
Bu seçmene tepeden bakmak değil, güven vermek gerekir.
Bu seçmenin değerleriyle savaşmak değil, o değerleri Cumhuriyet ve demokrasiyle buluşturmak gerekir.
Mansur Yavaş faktörü
Bugün muhalefet cephesinde toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulabilecek isimlerden biri, tartışmasız şekilde Mansur Yavaş'tır.
2023'te gereken siyasi cesareti gösterememiş olması ayrı bir tartışmadır.
Ancak siyaset geçmişe takılıp kalmak değil, geleceği doğru okumaktır.
Mansur Yavaş'ın avantajı tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Milliyetçi seçmeni ürkütmeyen, muhafazakâr seçmen açısından tehdit olarak algılanmayan, sosyal demokrat seçmenle de ortak bir demokratik zeminde buluşabilecek bir siyasi profile sahiptir.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Mansur Yavaş aday olsun” demek değildir.
Asıl mesele şudur:
Mansur Yavaş'ın adaylığı etrafında Türkiye'nin bütün vatansever ve demokratik unsurlarını bir araya getirecek siyasi mimari nasıl kurulacaktır?
İşte asıl çalışma burada başlamalıdır.
İYİ Parti ve Yeni Parti'nin tarihi sorumluluğu
İYİ Parti'nin ve Yeni Parti'nin önünde çok önemli bir siyasi sorumluluk bulunmaktadır.
Bu iki yapı birbirleriyle rekabet ederek enerjilerini tüketmek yerine, Türkiye'nin geleceği açısından hangi siyasi zeminin kurulması gerektiğini tartışmalıdır.
Yeni Parti'nin kuruluşuyla birlikte ciddi bir siyasi ivme yakaladığı görülmektedir. Son çerçeve yasa oylamasındaki tutumu nedeniyle bir miktar gerilemiş olsa bile, muhalefet cephesinde önemli bir ağırlık oluşturduğu açıktır.
İYİ Parti ise son dönemde özellikle milliyetçi ve vatansever seçmenin gönlünde yeniden daha güçlü bir karşılık bulmaya, merkezdeki seçmenin de dikkatini çekmeye başlamıştır.
Ancak burada önemli bir ayrım var:
Seçmenin gönlünde değer kazanmak başka, seçim kazanacak siyasi organizasyonu kurmak başkadır.
Artık siyasi partilerin günü kurtaran açıklamalardan çıkıp seçim sonrasını da hesaplayan uzun vadeli strateji üretmesi gerekiyor.
Bilimsel siyaset şart
Türkiye'nin artık slogan siyasetine değil, veriye dayalı, sosyolojik gerçekliği dikkate alan, seçmen davranışını doğru analiz eden bir siyasi mühendisliğe ihtiyacı vardır.
Ekonomik olarak hangi seçmen grupları iktidardan kopuyor?
Milliyetçi seçmenin kırmızı çizgileri neler?
Muhafazakâr seçmenin hangi kaygıları var?
Genç seçmen neden sandıktan uzaklaşıyor?
İç Anadolu'da ve Karadeniz'de AK Parti ve MHP tabanında hangi değişimler yaşanıyor?
Kararsız seçmen hangi koşullarda muhalefete yönelebilir?
Bütün bunlar masa başında varsayımlarla değil, bilimsel araştırmalarla ortaya konmalıdır.
Ekrem İmamoğlu kampanyası gibi bodoslama, reaksiyoner ve günübirlik bir kampanya anlayışı yerine; aylar öncesinden hazırlanmış, hedef kitlesi belirlenmiş, mesajı test edilmiş, saha verileriyle sürekli güncellenen profesyonel bir seçim stratejisi kurulmalıdır.
Asıl hedef: İktidar değişikliğinden daha fazlası
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca Recep Tayyip Erdoğan'ın yerine başka bir cumhurbaşkanı koymak değildir.
Çünkü sorun yalnızca kişi değildir.
Sorun sistemdir.
Türkiye'nin yeniden parlamenter demokrasiye dönmesi, kuvvetler ayrılığının tesis edilmesi, yargının bağımsızlaştırılması, Meclis'in yeniden gerçek anlamda denetim gücüne kavuşturulması ve devlet kurumlarının liyakat temelinde yeniden yapılandırılması gerekir.
Bu nedenle önümüzdeki seçim yalnızca bir iktidar seçimi olarak görülmemelidir.
Bu seçim;
“Türkiye nasıl bir ülke olacak?” sorusunun cevabının verileceği seçimdir.
Son uyarı!
Şunu herkes çok iyi anlamalı:
Türk milliyetçileri, Atatürkçüler ve Cumhuriyetçiler artık herhangi bir siyasi partinin çantada keklik seçmeni değildir.
Onların oyunu almak isteyen, önce onların güvenini kazanmak zorundadır.
Sadece Erdoğan karşıtlığı yetmez.
Sadece “tek adam rejimini değiştireceğiz” demek yetmez.
Sadece ekonomik krizden söz etmek yetmez.
Millete yeniden güven verecek bir Türkiye projesi ortaya koymak gerekir.
Bunun merkezinde de Atatürk milliyetçiliği, Cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti, güçlü parlamento ve milli egemenlik bulunmalıdır.
Türkiye'nin farklı siyasi ve toplumsal kesimlerini aynı hedefte buluşturabilecek geniş bir demokratik mutabakat ancak böyle kurulabilir.
Ve bu mutabakatın siyasi zemininin şimdiden hazırlanması gerekir.
İYİ Parti'nin de Yeni Parti'nin de önünde tarihi bir görev vardır.
Mansur Yavaş'ın olası adaylığı etrafında; milliyetçiyi, muhafazakârı, mütedeyyini, sosyal demokratı, Atatürkçüyü ve bütün vatanseverleri aynı demokratik hedefte buluşturacak bir siyasi akıl inşa edilmelidir.
Çünkü bu tren bir kez daha kaçırılırsa, mesele yalnızca bir seçim kaybetmek olmayacaktır.
Türkiye'nin demokratik yollarla değişebileceğine dair toplumsal inanç da ağır bir yara alacaktır.
Bu nedenle bugün yapılması gereken, seçim günü sandık başında mucize beklemek değil; yarının Türkiye'sini bugünden inşa etmektir.
Ve o Türkiye'nin ortak paydası bellidir:
Atatürk Cumhuriyeti.
Milli egemenlik.
Hukukun üstünlüğü.
Güçlü Meclis.
Parlamenter demokrasi.
Ve bölünmeden, parçalanmadan, birlikte yaşama iradesi.
Türkiye'nin çıkış yolu budur.
Gerisi koltukta oturma siyasetidir.










































