Bir Yılı Değil, Yalnızlığı Geride Bırakmak
Bir yıl daha bitti.
Takvim yaprakları değişti ama yükler hafiflemedi.
Her yeni yıl 'umut' kelimesiyle başlar ya...
2025’e de öyle başladık.
Ama 2025’ten, omuzlarımız biraz daha çökmüş halde çıkıyoruz.
Çünkü bu ülkede bir yıl daha;
çocuklara belirsizlik,
gençlere yarın korkusu,
kadınlara güvensizlik,
emeklilere geçinememe,
emeğiyle yaşayan herkese yoksulluk olarak yazıldı.
Adalet dendi, eksik kaldı.
Refah dendi, vitrinde kaldı.
Huzur dendi, hep sonraya ertelendi.
İnsan bazen şunu fark ediyor:
Yorulduğumuz şey sadece yoksulluk değil.
Asıl yoran, yalnız bırakılmışlık hissi.
Depremde, selde, yangında…
İnsanların birbirine sarılması gerekirken,
"başının çaresine bak" denilen bir ülkede yaşadık.
Kötülük yalnız değildi.
Çıkar da, nefret de, baskı da örgütlüydü.
Onları güçlü kılan,
haklı olmaları değil; birlikte durmalarıydı.
O yüzden mesele artık şurada düğümleniyor:
2026’ya sadece umutla mı gireceğiz,
yoksa umudu birlikte büyütmeye mi karar vereceğiz?
Çünkü umut, tek başına taşınan bir şey değil.
Umut, yan yana gelince ağırlaşır
ama gerçek olur.
Bu yazı bir serzeniş değil.
Bir şikâyet listesi hiç değil.
Bu yazı bir hatırlatma.
Kimsenin tek başına güçlü olmadığı,
ama birlikte kimsenin yenilmez olduğu gerçeğini
hatırlatma.
Birbirimizin sesini duymaya,
öğrenmeye, öğretmeye,
yalnızlığı paylaşarak aşmaya ihtiyacımız var.
Yeni yıldan mucize beklemek yerine,
birbirimize omuz vermeyi seçtiğimiz an
işte o zaman takvim gerçekten değişir.
Ben 2026’ya bu yüzden umutla bakıyorum.
Bu ülkenin üreten, direnen, vazgeçmeyen insanına
güvendiğim için.
Yan yana gelmenin hâlâ mümkün olduğuna,
bir araya gelince bu düzenin değişebileceğine
inandığım için.
Kimsenin yalnız hissetmediği,
kimsenin “ben ne yapabilirim ki” demediği
bir yıl olsun.
Yeni yıl;
Barışın, adaletin, özgürlüğün yılı olsun.










































Tamamda birazda alternatif çözüm olsa, saldım çayıra mevlam kayıra (bir emekli)?