Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili yazdığı köşe yazısında, "8 Mart aslında bir kutlama günü değildir. Bir yüzleşme günüdür" dedi.
Her yıl 8 Mart geldiğinde aynı cümleleri duyarız.
Kutlamalar yapılır, mesajlar paylaşılır, çiçekler verilir.
Ama 8 Mart aslında bir kutlama günü değildir.
Bir yüzleşme günüdür.
Şu gerçekle yüzleşmek için:
Kadınların yaşadığı sorunlar yalnızca bireysel olaylardan ibaret değildir.
Mesele, o sorunları üreten sistemdir.
Bugün dünyanın pek çok yerinde kadınlar eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve karar mekanizmalarında hâlâ eşit temsil edilmez.
Ama mesele yalnızca temsil meselesi değildir.
Mesele şudur:
Kadınların olmadığı bir masada karar alınabilir.
Ama o kararın dengesi eksik olur.
Vicdanı eksik olur.
Geleceği eksik olur.
Toplumlar yarım akılla yönetilemez.
Kadınların güçlenmesi bazı çevrelerin düşündüğü gibi erkeklerin zayıflaması değildir. Bu bir rekabet meselesi değil, adalet meselesidir.
Gücün daha adil paylaşılmasıdır.
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Kadınların geri planda kaldığı toplumlarda demokrasi zayıf, ekonomi kırılgan, sosyal yapı ise daha kırılgandır.
Çünkü kadın yalnızca bir birey değildir.
Ailenin, toplumun ve geleceğin taşıyıcı kolonlarından biridir.
Bir toplum kadınlarını sistemin dışında bıraktığında aslında kendi geleceğini zayıflatmış olur.
Tam da bu yüzden bugün konuştuğumuz kadına yönelik şiddet meselesi yalnızca bireysel öfke patlamalarıyla açıklanamaz.
Kadınların sözünün değersizleştirildiği, emeğinin görünmez kılındığı, karar mekanizmalarının dışında bırakıldığı bir düzende şiddet sadece bir suç olmaktan çıkar; aynı zamanda bir güç gösterisine dönüşür.
Eşitliğin sürekli ertelendiği sistemlerde şiddet bir tesadüf değil, bir sonuçtur.
Bu yüzden kadına yönelik şiddet yalnızca bir güvenlik meselesi değildir.
Bir hukuk meselesidir.
Bir demokrasi meselesidir.
Ve en temelde bir sistem meselesidir.
Bu yüzden artık kullanılan dili de değiştirmek gerekiyor.
Uzun yıllar boyunca şu cümle tekrarlandı:
“Kadınları korumalıyız.”
Oysa kadınların korunmaya ihtiyacı olan bir zayıflık kategorisi olarak görülmesi başlı başına bir sorundur.
Belki de artık şu cümleyi değiştirme zamanı gelmiştir:
Kadınları koruyalım değil,
gücü birlikte kuralım.
Çünkü kadınlar masaya davet edilmeyi bekleyen bir grup değildir.
Onlar o masayı yeniden kurabilecek bir iradedir.
Ve unutulmamalıdır ki bir toplumun gerçek gücü, kadınlarının ne kadar güçlü olduğu ile ölçülür.
Bu yüzden kadın meselesi yalnızca bir eşitlik meselesi değildir.
Bir demokrasi meselesidir.
Bir kalkınma meselesidir.
Ve en önemlisi bir sistem meselesidir.










































bu ülkede Atatürk'ten sonra en çok kadın haklarına saygılı zat, RTE dir.... inadına Erdoğan inadına AKP inadına cumhur ittifakı