Bu ülkede bütçeler her zaman tutar. Çünkü tutmayan bir tarafı vardır: Halk!
Rakamlar özenle seçilir. Grafikler düzgün çizilir. Sunumlar ikna edicidir. Zaten sorun da buradadır. Her şey bu kadar düzgün görünüyorsa, neden insanlar bu kadar yorgundur?
Kanuni döneminden kalma o meşhur hikâye vardır: Padişah sorar: “Sefer çok, gelir az. Bu bütçe nasıl oluyor?”
Defterdar, tarihin en yalın ekonomi dersini verir: “Halkın sabrıyla, sultanım.”
Beş yüz yıl geçti. Rejimler değişti, çağlar açıldı kapandı. Ama halkın sırtına yüklenen o görünmez görev hiç değişmedi.
Ve gelinen noktada, her yanlışın bedeli, her krizin faturası, her plansızlığın açığı yine halka kesildi.
Bir zamanlar “sosyal devlet” vatandaşı korurdu. Şimdi vatandaş devleti koruyor: Vergisiyle, sabrıyla, suskunluğuyla...
Devleti ayakta tutan insanlar bugün devlet için “yük” ilan ediliyor. Yönetemeyenlerin bulduğu en kolay yol ise hep aynı: Sorumluluğu yönetilenlere yıkmak.
Bir ülke, insanına ömrünün sonunda huzur veremiyorsa, orada suç, yük olan insanda değil; o düzeni kuranlarda ve o huzurun reklamını yapanlardadır. Bütçeyi anlamak için AVM’lerdeki kalabalıklara bakılmaz.
Halkın yüzüne bakmak yeter. Orada umut yoksa, bütçedeki rakamlar ne kadar parlak olursa olsun, ülke karanlıktır.
Biz bu bütçeden sadaka istemiyoruz. Kimsenin lütfuna ihtiyacımız yok. İstediğimiz tek şey var:
Hakkımız.
O yüzden mesele sabır değil; karar meselesidir.










































Ahhh yazar hanım ahhhh..... Biraz da bu millete senelerce ezanı Türkçe okutturanlar, Ayasofya camiini müzeye çevirenler, başörtülü kızlara üniversite kapılarında yasak koyanlar, şiir okudu diye RTE yi hapse atanlar, Türkçülüğün ve Atatürkçülüğün ardına saklanarak belediyeleri soyup soğana çeviren haklarında da birşeyler yazarsanız sevinirim...