Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu yeni köşe yazısında "Cumhuriyet, inancı değil istismarı reddeder" dedi.
Türkiye’de bazı tartışmalar vardır; ne zaman açılsa aynı yerden dönüp durur.
Bunlardan biri de Atatürk–din ilişkisi meselesidir.
Sanki tek bir soru varmış gibi sorulur:
“Atatürk dindar mıydı, değil miydi?”
Oysa mesele bu kadar yüzeysel değildir.
Asıl soru şudur:
Atatürk dinle mi uğraştı, yoksa dinin istismarıyla mı?
Bu soruya kesin niyetler atfederek değil, tarihsel bütünlüğe bakarak cevap vermek gerekir.
1932 yılında, Mustafa Kemal Atatürk döneminde,
Ayasofya’da Mevlid-i Şerif okutuldu.
Üstelik Türkçe.
Üstelik halkın anlayacağı bir dilde.
Bu uygulama, 1930’lu yıllardaki din politikalarının bir parçasıydı.
O dönemde ezanın Türkçeleştirilmesi, hutbelerin anlaşılır hâle getirilmesi,
dinin halk tarafından doğrudan anlaşılmasına yönelik adımlar atılması
bir bütünlük içinde değerlendirilmelidir.
Okutulan metin yeni değildi.
Yüzyıllardır Anadolu’da okunan Vesîletü’n-Necât,
yani Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerif’iydi.
Mevlid-i Şerif, Hz. Muhammed’i
adaletiyle, merhametiyle, ahlâkıyla anlatır.
Onu ilahlaştırmaz; örnek gösterir.
İnsana insan olmayı hatırlatır.
Tarihsel tabloya bakıldığında görülen şudur:
Cumhuriyet’in temel meselesi inançla değil,
inancın siyasal ve toplumsal istismarıyla olmuştur.
Ayasofya’da okutulan mevlid bir ritüel olmanın ötesinde,
dinin anlaşılır kılınmasına yönelik bir uygulamaydı.
Bu yaklaşımın temelinde, dinin bilinçle yaşanması gerektiği düşüncesi vardır.
Ne yasaklayıcı bir tavır,
ne de yok sayıcı bir yaklaşım...
Ama çok net bir ilke:
Din, siyasetin aracı olmamalıdır.
İşte Cumhuriyet’in laiklik anlayışı tam olarak budur.
Laiklik, dini kamusal hayattan kovmak değildir.
Laiklik; inancı özgür bırakırken, onu siyasal çıkarın dışında tutmaktır.
Devlet iman dağıtmaz.
Devlet mezhep belirlemez.
Devlet kutsal üretmez.
Ama herkesin inancını güvence altına alır.
Bu yüzden laiklik bir yasak değil, bir teminattır.
Atatürk’ü de Cumhuriyet’i de tek bir pencereden okumak doğru değildir.
Tarih bir bütündür.
Ve bu bütünlük içinde görülen şey şudur:
Cumhuriyet, inancı yok etmeye değil;
onu istismardan korumaya yönelmiştir.
Ve bu yüzden o cümle hâlâ geçerlidir:
Cumhuriyet, inancı değil; istismarı reddeder.
Belki de bugün en çok hatırlamamız gereken şey tam olarak budur.










































Yaşasın Cumhuriyet: Laiklik, derslerde kıyafetlerin değil, düşüncelerin ön planda olduğu, herkesin inancına saygı duyulduğu, devletin dinle ilgilenmediği, sadece hukukun egemen olduğu bir Cumhuriyet. Bizim için bu, sadece bir anlayış değil, bir yaşam tarzı. Kalemin aydınlık ve aydınlatan olsun.