Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, ülkede yaşanan felaketlerin haber bültenleri ve gazetelerde 40 saniyede tüketildiğini ve sonrasında gündemin değiştiğini belirttiği köşe yazısında, "Unutkanlık milli sporumuz oldu. Kırk saniyelik bir hafızayla kırk yılın yükünü nasıl taşıyacağız" diye sordu.
40 Saniyelik Ülke
Artık öyle bir ülke olduk ki; büyük acılar, büyük skandallar, büyük kararlar bile ekranlarda, en fazla kırk saniye görünüyor. Birkaç dakika konuşuluyor, sonra yerini başka bir 'son dakikaya' bırakıyor.
Gazetelerin manşetleri, televizyonların alt yazıları, sosyal medyanın akışı... Hepsi aynı hızla tüketiyor bizi. Bir facia oluyor, bir skandal patlıyor, bir karar açıklanıyor; biz sadece başlığı görüyoruz. Ardından o meşhur cümle geliyor: 'Gündem değişti.
Unutulanlar ve Hatırlatılması Gerekenler
Oysa unutmamak gerekir. Depremzedeler hâlâ kalıcı konutlarına kavuşamadı, konteyner kentlerde yaşam mücadelesi sürüyor. Çocukların travmaları, ailelerin geçim derdi, işini kaybeden esnafın çaresizliği birkaç haberle geçiştirildi.
Büyük yangınlarda kaybettiklerimizin davaları, raflarda bekliyor ama kamu vicdanında yeterince yer bulmuyor. Cezaevlerinde tedaviye ulaşamayan insanların ölümleri, sessizce geçiştiriliyor. Göç eden depremzedeler barınma ve işsizlikle boğuşuyor. Yoksulluk, emeklilerin pazardan eli boş dönmesi, öğrencilerin gelecek kaygısı, kadın cinayetleri... Hepsi birer 'unutulan sorun' olarak hafızamızdan silinmeye zorlanıyor!
Unutturulmak İstenen Yasalar
Tam da bu unutkanlığın üzerine, demokrasiyi daraltan yasalar sessizce hayatımıza giriyor. Terörle Mücadele Kanunu’nun muğlak hükümleri, şiddet içermeyen eleştirileri bile 'propaganda' sayılabilecek şekilde yorumlanabiliyor. İnternet ve sosyal medya düzenlemeleri, içerik kaldırma ve erişim engelleme mekanizmalarını genişleterek yurttaşın sesini kısma riski taşıyor. Ceza Kanunu’ndaki bazı maddeler, ifade özgürlüğünü sınırlandırıcı biçimde kullanılıyor. Basınla ilgili düzenlemeler, gazetecilerin mesleğini özgürce yapmasını zorlaştırıyor. Yani sorunları konuşmak bir yana, konuşmaya çalışmak bile giderek daha riskli hale getiriliyor.
Hatırlamak, direnmektir
Unutulan mağduriyetlerle, görmezden gelinen anti-demokratik düzenlemeler aslında aynı oyunun iki perdesi. İlki halkı çaresiz bırakıyor, ikincisi sesini çıkarmasını engelliyor. İşte bu yüzden hatırlamak bir direniştir. Depremzedeyi, yangında kaybettiklerimizi, cezaevinde yaşam hakkı elinden alınanları unutmamak; aynı zamanda ifade özgürlüğüne ve demokrasiye sahip çıkmak demektir.
Bugün en büyük kaybımız, hatırlama yeteneğimiz. Vicdan da, adalet de, umut da, ancak hatırladığımız sürece var olabilir. Çünkü geleceğimizin en büyük tehdidi ne enflasyon, ne dış politika, ne de krizdir. Asıl tehdit; unutmak ve demokrasisizlik.
Unutkanlık milli sporumuz oldu, demokrasi ise lüksümüz. Ve biz, bu iki alışkanlıkla geleceğimizi tüketiyoruz.
O yüzden soruyorum:
Kırk saniyelik bir hafızayla, kırk yılın yükünü nasıl taşıyacağız?









































hukuktan adaletten bir türkiye inşa ettiler. seçilmiş bir belediye başkanına saldırarak halkın iradesine darbe yapanlar bugünü kurtardık sanabilirler ama sandıkta millet iradesi tecelli edecektir. ülke yaşlı siyasetçilerden çok çekti. artık genç ve dinamik siyasetçiler gereklidir. yaşadığımız yüzyıl bunu gerektirir. ayakta durmakta zorlanan insanların karar verme yetileri çoktan bitmiştir. bu yüzden 13. cumhurbaşkanı ekrem imamoğlu olacaktır. nekadar darbe yapsalarda ne kadar karsısında konuşmaktan çekinselerde 4 duvar arasında tüm ihtişamıyla siyasetçilere ders veriyor. helal olsun sana hemşerim.
İnadına RTE, inadına Erdoğan inadına cumhur ittifakı