Emperyalizm ve Laiklik: Gürültüde Kaybolan Asıl Mesele
Geçen hafta laik Cumhuriyet’in neden hala hayati olduğunu yazmıştım.
Bu hafta şu soruyu sormak gerekiyor:
Neden özellikle hedefte?
Emperyalizmi hâlâ eski fotoğraflardan okumaya alışkınız.
Tanklar, askerler, işgaller…
Oysa günümüz emperyalizmi sessizdir.
Sınırdan değil, zihinlerden girer.
Bugün bir ülkeyi ele geçirmek için toprak işgal etmek gerekmiyor.
Düşünme biçimini dönüştürmek, sorgulama refleksini zayıflatmak ve hak arama bilincini aşındırmak yeterlidir.
Tam da bu nedenle laiklik hedef hâline gelir.
Laiklik çoğu zaman yanlış tartışılır.
Bir yaşam tarzı ya da inanç meselesi gibi gösterilir.
Oysa laiklik, bireyin neye inanacağıyla değil; devletin herkese eşit mesafede durmasıyla ilgilidir.
Laiklik, devletin yurttaşın vicdanına değil, hukukuna muhatap olmasıdır.
İnancın siyasal rekabetin aracı hâline gelmesini engellemesidir.
Peki bu mesele bizim günlük hayatımızı neden ilgilendirir?
Çünkü laikliğin güçlü olduğu bir ülkede:
Bir anne, çocuğunun nasıl bir eğitim alacağı konusunda endişe duymaz.
Bir genç, fikirlerini açıklarken korku yaşamaz.
Bir yurttaş, mahkeme kapısında kimliğine göre değil, hakkına göre değerlendirilir.
Laikliğin zayıfladığı toplumlarda ise tablo değişir.
Hukuk kişiye göre işlemeye başlar.
Bilim geri plana itilir.
Eğitim ideolojik tartışmaların alanına dönüşür.
Toplum, birlikte yaşama kültüründen uzaklaşır.
Bu tür süreçler çoğu zaman doğrudan çatışmalarla değil, yavaş değişimlerle ilerler.
Toplum ortak yurttaşlık yerine kimlikler üzerinden ayrıştırılır.
Hak talebi yerine sadakat kültürü öne çıkar.
Din siyasallaştığında inanç güçlenmez, araçsallaşır.
Ahlak güçlenmez, itaat yüceltilir.
Sorgulama zayıflar.
Laiklik ise tam bu noktada denge kurar.
İnancı korur, ancak siyasetin malzemesi olmasını engeller.
Devleti tarafsızlaştırır ve toplumu çoğunluk–azınlık gerilimine sürüklenmekten korur.
Türkiye’de laikliğin tartışma konusu haline gelmesi tesadüf değildir.
Bu durum uzun süredir devam eden zihinsel dönüşümün bir parçasıdır.
Bazen özgürlük söylemleriyle, bazen milli ve manevi değerler vurgusuyla, bazen de çoğunluk iradesi gerekçesiyle gündeme taşınır.
Oysa çoğunluğun her talebi demokratik meşruiyet anlamına gelmez.
Hukukun askıya alındığı yerde demokrasi yerini tahakküme bırakır.
Atatürk’ün laiklik anlayışı bu nedenle yalnızca tarihsel bir tercih değildir.
İnancı istismardan korumayı, devleti sınırlandırmayı ve rehber olarak akıl ile bilimi esas almayı hedefleyen kurucu bir yaklaşımdır.
Bugün laikliği savunmak bir yaşam tarzı savunusu değildir.
Bu, çocuklarımızın özgür düşünebileceği bir ülke meselesidir.
Toplumsal barış meselesidir.
Ulusal bağımsızlık meselesidir.
Emperyalizm silahla geldiğinde düşman görünür olur.
Zihin üzerinden geldiğinde ise çoğu zaman içeriden konuşur.
Laiklik bu yüzden yalnızca bir anayasal ilke değil,
aynı zamanda toplumsal uyanıklığın temelidir.
Ve belki de en çok bugün gereklidir.










































Sayın yazar ıyi doğru tesbit fakat zamanında söylenen ile yapılan uymadığı İcin bu hallerdeyiz
"laikliğin güçlü olduğu bir ülkede" demiş yazar :) Hangi ülkeden bahsediyor? Dünyanın petrolüne hukuksuzca çöken ABD mi? Çocuklara tecavüz eden İsrail mi? Daha düne kadar pis işlerde çalıştırdıkları yetim çocukları hor gören İsviçre mi? Doğu Türkistana zulmeden ve müslümanlara hasatalıklı zihniyet diyen Çin mi? LAİKliğin güçlü olduğu hangi ülkede zulüm bitmiş te siz halen daha laikliği savunuyorsunuz. Bomboş bir fikir görün artık.
Atatürk’ün laiklikle ilgili mesajı, çocuklara şudur: "Herkesin inanç ve düşüncesine saygı duyarak, bilim, akıl ve adalet temelinde, özgür ve eşit bir toplumda birlikte yaşamak en büyük mirastır."