Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, siyaset ve devlet üzerine yazdığı köşe yazısında, "Ne oluyor bu ülkede? Zemin mi kaydı, yoksa biz pusulayı mı kaybettik?" diye sordu.
Ray Kaydıysa, Tren Neden Suçlanır?
“Ne oluyor bu ülkede?”
Son zamanlarda bu soruyu çok sık duyar olduk.
Sokakta, kahvede, sosyal medyada, ev sohbetlerinde…
Kimi siyaseti suçluyor.
Kimi muhalefeti yetersiz buluyor.
Kimi de artık hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyor.
Ama belki de önce şu soruyu sormak gerekiyor:
Gerçekten tren mi yanlış gidiyor,
yoksa ray mı kaydı?
Bir devlet, kurucu ilkeleriyle var olur.
Hukuk, kurumlar, liyakat ve ortak bir anayasal çerçeve o devletin omurgasını oluşturur.
Bu ilkeler günlük siyasetin üzerinde bir çerçevedir; zamanla gelişir ama kuruluş amacından sapmaz.
Siyasetin görevi devleti yeniden kurmak değildir.
Devleti daha ileri taşımaktır.
Bugün yaşadığımız tartışmaların çoğu bu basit gerçeğin etrafında dönüyor.
Peki gerçekten sorun bu mu?
Yoksa asıl mesele siyasal zeminin kayması mı?
Bir tren rayında gider.
Ray kayarsa, tren yön değiştirmiş gibi görünür.
Oysa tren kendi istikametinde ilerlemeye çalışıyordur.
Bugün yaşadığımız gerilim biraz da budur.
Kurucu ilkeler sabit kalabilir; fakat siyasal alanın kuralları değiştiğinde uygulanma biçimleri de değişir.
Burada ince bir ayrım var:
Zemine uyum sağlamak başka,
zemine benzemek başka.
Muhalefetin önündeki en zor görev budur.
Hem oyunun içinde kalmak,
hem oyunun diline teslim olmamak.
Eğer zemin kaydırıldıysa, muhalefet o zeminde yürümek zorunda kalır.
Ama aynı zamanda rayı yeniden yerine koymakla da sorumludur.
Bu kolay bir denge değildir.
İşte güven meselesi tam burada başlar.
Seçmen şuna bakar:
İlke korunuyor mu?
Yoksa konjonktüre göre esnetiliyor mu?
Çünkü güven sadece söylemle değil,
tutarlılıkla oluşur.
Pusula sabit kalır.
Ama yol değişebilir.
Sorun pusulanın kayması değildir belki.
Sorun, pusulanın görünmez hale gelmesidir.
Ve pusula görünmez olursa, insanlar şunu söylemeye başlar:
“Hepsi aynı.”
İşte o cümle demokrasinin alarm sesidir.
Bugün ihtiyacımız olan şey,
yeniden kurucu tartışmalar değil;
kurucu ilkelerle uyumlu bir gelecek vizyonudur.
Siyasetin görevi devleti yeniden tarif etmek değil,
devleti daha adil, daha güçlü ve daha güvenilir kılmaktır.
Çünkü güven bir kişiye bağlanırsa kırılgandır.
Bir programa bağlanırsa tartışmalıdır.
Ama kurumsal bir zemine bağlanırsa kalıcıdır.
Rayı suçlamak kolaydır.
Ama asıl mesele rayın yerinde olup olmadığıdır.
Belki de asıl soru şudur:
Ne oluyor bu ülkede? Zemin mi kaydı,
yoksa biz pusulayı mı kaybettik?










































Emeğinize sağlık, teşekkürler
yok yazar hanım asırlardır İslam ile özdeşleşen bu millet, prangalardan kurtuldu. gün geldi sözde Türkçü ve çakma Atatürkçüler, gün geldi Vatikan'ın uşakları fetocu ler, bu millete ayar vermeye çalıştı. ama evvel Allah sonra da başkomutan RTE sayesinde, yıllarca bu millete kan kusturanlardan teker teker kurtulduk.... inadına Erdoğan inadına AKP inadına cumhur ittifakı