Samsun'da Eti Bakır'ın atıklarını derin deşarj ile denize boşaltılacağı proje tartışılırken, Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, konuyla ilgili yazdığı köşe yazısında "Zararı yok, bilimsel olarak zararsız diyorlar. Gerçekten mi?" diye sordu.
Karadeniz Bir Bertaraf Alanı mı, Miras mı?
Son günlerde bir konu konuşuluyor. Bir proje anlatılıyor. Teknik sunumlar yapılıyor. Grafikler gösteriliyor. Ve sonunda hep aynı cümle söyleniyor; "Zararı yok, bilimsel olarak zararsız."
Biz de doğal olarak şunu soruyoruz; Gerçekten mi?
Konu şu: Endüstriyel bir atığın boru hattıyla Karadeniz’in derin, oksijensiz tabakasına bırakılması planlanıyor. Gerekçe de hazır, "Derinlik fazla, oksijen yok, canlı yaşamı sınırlı. O yüzden sorun olmaz."
Ama ben size başka bir soru sormak istiyorum. Karadeniz bir bertaraf alanı mı, yoksa bize bırakılmış bir miras mı?
Bakın, ÇED denilen bir süreç var. Çevresel Etki Değerlendirmesi. Adı üstünde! Bir iş yapılmadan önce çevreye etkisi araştırılır. Ama ÇED bir izin belgesi değildir. Bir 'tamam, sorun yok' kağıdı değildir. ÇED’in amacı şudur; Risk varsa görmek. Zarar ihtimali varsa önlemek. Çünkü mesele teknik bir dosya değil. Mesele yaşam. Denize bırakılan bir atık sadece suya bırakılmış olmaz. Balıkçıya bırakılmış olur. Turizmle geçinen esnafa bırakılmış olur. Çocuklarımızın yarınlarına bırakılmış olur. Şimdi gelelim 'tehlikesiz' meselesine!
Diyorlar ki: 'Tehlikesiz inorganik atık'
Peki tehlikesiz demek ne demek? Bir atık laboratuvarda belli sınır değerleri sağlıyor diye, denizde hiçbir etkisi olmayacağı garanti midir? Deniz bir deney tüpü değil. Doğa sabit bir sistem değil. Karadeniz zaten hassas bir deniz. Yarı kapalı bir havza. Sirkülasyonu sınırlı. Alt tabakasında oksijen yok. Doğal bir kimyasal denge var.
“Oksijen yok” demek “etki olmaz” demek değildir. Bir kez bırakılan yükü geri alma şansınız yok. Bugün “zararsız” denilen bir kararın etkisini 10 yıl sonra kim üstlenecek? Bu mesele siyaset meselesi değil. Bu mesele sorumluluk meselesi. Deniz kimsenin özel mülkü değil. Hepimizin. Bir proje yalnızca maliyet hesabıyla değerlendirilirse eksik kalır. Çünkü çevrenin faturası çoğu zaman yıllar sonra çıkar. Kolay yöntem ile güvenli yöntem her zaman aynı değildir. Bizim sormamız gereken soru şu;
En ucuz yol mu seçiliyor, yoksa en güvenli yol mu? Ve gerçekten kamu yararı gözetiliyor mu? Karadeniz sadece su değildir. Orada balık var. Orada emek var. Orada çocukluğumuz var. Orada kültürümüz var. Bir denizi “derinliği uygun” diye atık alanı olarak görmek, onu boşluk sanmaktır. Ama deniz boşluk değildir. Deniz hafızadır. Ve bizden sonrakilere bırakacağımız bir emanettir. Emanet de kolay yol seçilerek korunmaz.










































Bu karadenizin derinliklerine verilmesi düşünülen atık aslında farklı bir işleyişle tekrar ekonomiye kazandırılma imkanı varmış, belki düşünülen derin deniz deşarjı gibi ucuz veya bedava olmayabilir ama hiç olmazsa çevreye ekosisteme uygun bir bertaraf şekli olur, zaten karadenizi denize sınırı olan biz daihil bir çok ülke yeterince kirlertiyor, daha fazla kirliliği kaldırmaz bu deniz sonra geri dönüşü imkansız olur, böyle bir şeyi düşünmek istemiyorum ama KARADENİZİ kaybedebiliriz.