Sokak hayvanları sorununu nasıl çözüme kavuşturabiliriz? Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, Hayvan Hakları Günü ile ilgili yazdığı köşe yazısında, sokak hayvanları meselesinin nasıl çözüme kavuşturulması ve ne yapılması gerektiğini madde madde yazdı.
Şefkatle Yönetmek:
Hayvan Hakları Günü’nde Gerçekten Ne Yapmalıyız?
Bugün 4 Ekim — Hayvan Hakları Günü.
Bir günlüğüne herkes hatırlıyor, paylaşıyor, “can dostlarımız” diyor. Ama ertesi gün, o dostlar yine aynı sokakta, aynı belirsizlikte kalıyor. Bu yıl da aynı soruyu soruyoruz: Gerçekten ne yapmalıyız?
Aslında mesele “hayvan sevgisi” değil, hayvan hakkını yönetebilmek. Çünkü şefkat, yalnızca bir duygudan ibaret değil; bir yönetim biçimidir. Ve biz, bu ülkede çoğu zaman merhameti hissediyoruz ama yönetemiyoruz. Sokak hayvanları meselesi de tam burada düğümleniyor: Çok konuşuluyor, az çözülüyor. Çünkü merhamet var, ama plan yok. Duygu var, ama veri yok. Son günlerde artan tartışmaların ortak özelliği şu: bilgi kirliliği. “Topluyorlar”, “bırakıyorlar”, “öldürüyorlar” cümleleri havada uçuşuyor. Bir kısmı yanlış, bir kısmı eksik. Bu gürültü içinde hem insanlar tedirgin oluyor, hem hayvanlar zarar görüyor, hem de belediyeler hedefini şaşırıyor. Oysa amaç, sokakları ‘hayvansız’ kılmak değil; güvenli, sağlıklı ve sürdürülebilir bir denge kurmak. Peki nasıl?
1. Kısırlaştırmayı kampanyaya değil, takvime bağlamak. Arada bir “seferberlik” duyuruları yapıp sonra hız kesmek çözüm üretmez. İlçe bazında yıllık hedef, mahalle kırılımı ve aylık tempo gerekir. Hangi bölgede kaç hayvan kısırlaştırıldı, kaçı aşılandı? Bu veriler her ay kamuya açık biçimde ilan edilmelidir.
2. Kayıt ve mikroçip olmadan yönetim olmaz. Sahipsiz hayvanın bile bir kimliği olmalı. Mikroçip ve kulak küpesiyle kayıt tutmak; yer değişimlerini, sağlık durumunu ve nüfus artışını izlemeyi mümkün kılar. Kayıt yoksa plan yok; plan yoksa rastgelelik vardır.
3. Sahiplendirmeyi romantik kampanyadan çıkarıp teşvik sistemine dönüştürmek. Geçici barınaklar dolup taşıyorsa, sorun sadece “kısırlaştırma yetmedi” değildir; sahiplendirme kanalı zayıftır. İlk veteriner muayenesi, mama desteği, ulaşım veya eğitim kuponu gibi teşvikler sahiplendirmeyi kalıcılaştırır. Belediyelerin STK’larla yapacağı protokoller bu noktada belirleyicidir.
4. Besleme ve nokta yönetimi. “İyi niyetli rastgele besleme”, sürü davranışını tetikleyebilir. Besleme noktaları, saatleri ve sorumluları tanımlı olmalı; bu noktalar kısırlaştırma ve aşı takibi için “temas merkezleri” gibi çalışmalıdır.
5. Eğitim ve yaptırım aynı anda. Bir yanda çocuklara, gençlere “sokakta birlikte yaşama kültürü” anlatılmalı; diğer yanda kötü muamele, terk ve kayıt dışı üretime karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Merhametin kredisi, kötü niyetin af kâğıdı değildir. Ve bütün bunların üstüne bir madde daha: Şeffaflık. Her ay yayınlanan bir “Sokak Hayvanları Panosu” düşünün: Kısırlaştırma sayısı, aşı durumu, sahiplendirme, şikâyet ve çözüm süreleri, bütçe kullanımı...
Vatandaş da, gönüllü de meclis üyesi de baktığında aynı tabloyu görsün. Görünür olan denetlenir. Denetlenen, iyileşir. Bazıları “Toplayın, mesele bitsin” diyor. Bitmez. Bazıları “Hiç dokunmayın, doğa dengeler” diyor. Dengelemez. Uçlarda gezindikçe hem insan güvenliği zedelenir hem hayvan refahı. Çözüm ortada: Planlı kısırlaştırma + kayıt + sahiplendirme + eğitim + yaptırım + şeffaflık.
Bu denklem, dünyada sonuç veren tek yoldur. Bu tartışmada “taraf” olmak kolaydır; sorumlu olmak zordur. Sorumluluk, sosyal medyada yüksek volümde konuşmak değil; mahallede, klinikte, protokol masasında, meclis raporunda ve bütçe kaleminde doğruyu takip etmektir. Belediyelerin görevi, şefkati kurala bağlamak; yurttaşın görevi, talebini veriye bağlamaktır. Gönüllülüğün görevi ise köprü olmaktır: duygu ile akıl arasında, sahadaki ihtiyaç ile masadaki karar arasında. Sonuç olarak: Sokakta birlikte yaşamak ne salt duyguya basitleşir, ne de yalnızca “güvenlik” kelimesine indirgenir. Bu şehir hepimizin. Çözüm de hepimizin elinde. Eğer bugün bir yerden başlayacaksak, şuradan başlayalım: Veriyi görünür kılalım, hedefi takvime bağlayalım, şefkati akılla örgütleyelim. Gerisi — emin olun — yol olur. Ben bu satırları yalnızca bir köşe yazarı olarak değil, Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu üyesi ve belediye meclisinde görev yapan biri olarak yazıyorum. Yani bu mesele, benim için bir gündem değil; bir görev, bir vicdan alanı. Sokakta gördüğümüz her canın ardında bir yönetim kararı, bir ihmal ya da bir umut vardır. Ve ben, bu umudu akılla örgütleyebildiğimiz gün, gerçekten ilerlemiş olacağımıza inanıyorum. 4 Ekim Hayvan Hakları Günü anısına, tüm sahadaki gönüllülere ve veteriner hekimlere saygıyla.









































Hayvana sevgi gösteren, evrenin denkleminde doğru tarafı seçmiştir.
CHP'li belediyelerde her gün yolsuzluk, rüşvet operasyonları yapılıyor.. acilen ülke olarak bu rüşvetçi CHP zihniyetinden kurtulmalıyiz. Hayvan hakları da önemli ama CHP zihniyetinden kurtulmak daha önemli.
Sayın Sosyal demokrat Ayvacık, çeyrek asırdır AKP zihniyeti iktidarda. Yani CHP'den kurtulmak için önce iktidar olması gerekir.