Sular Çekilince…
Bazen bir cümle, uzun uzun anlatılanlardan daha fazlasını söyler:
“Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları yer,
sular çekildiğinde karıncalar balıkları yer.”
İlk duyduğumuzda bunu basit bir doğa kuralı gibi düşünebiliriz.
Oysa mesele bundan ibaret değildir.
Çünkü bu hikâye, güçlü olanın kim olduğundan çok…
gücün nasıl oluştuğuyla ilgilidir.
Hayatta da, siyasette de en büyük yanılgı tam burada başlar.
Biz çoğu zaman gücü kişilere yazarız.
Birilerini doğuştan güçlü, birilerini çaresiz sanırız.
Oysa çoğu zaman güç dediğimiz şey, kişinin kendisinden çok, içinde bulunduğu şartların ürünüdür.
Ve o şartlar değiştiğinde, güçlü olan da değişir.
Bugün çok güçlü görünen yapılar, bazen sadece uygun zeminin üzerinde durduğu için güçlü görünür.
Ekonominin akışı değişir, toplumun ruh hali değişir, adalet duygusu sarsılır…
Bir bakarsınız dün yenilmez görünenler çözülmeye başlamış.
Bir bakarsınız dün sesi çıkmayanlar konuşmaya başlamış.
Demek ki mesele yalnızca kişiler değildir.
Mesele, onları taşıyan zemindir.
Bu yüzden hayatta da siyasette de roller sabit değildir.
Dün susan konuşur.
Dün çoğunluk olan dağılır.
Dün yalnız kalan büyür.
Bazen balık güçlü görünür, bazen karınca.
Ama belirleyen çoğu zaman ne balıktır ne karınca…
içinde bulunulan şartlardır.
Ve belki de bütün hikâye burada düğümlenir:
Çünkü bu hikâyede asıl güçlü olan balık ya da karınca değil…
suyu ne zaman çekileceğine karar verendir.
Asıl soru da budur zaten:
Suyu kim kontrol ediyor?
Belki de biz, çoğu zaman
balıkla karıncayı konuşurken…
suyun nasıl değiştiğini hiç fark etmiyoruz.









































