Samsun Kent Haber köşe yazarı Osman Kandıra, koltuk kavgaları, yalan dolan, rüşvetler, CHP'de yaşananlar ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu yazdığı köşe yazısında, "Belediyeler ve muhtarlıklar kapanmalıdır" dedi
Değerli dostlar, bir gün bir siyasetçi halkın oylarını istemek için, bir beldeye gelir. Coşkulu bir kalabalık toplanmış, siyasetçinin etrafını sarmış, hep bir ağızdan çeşitli sloganlar atıyor, destekliyorlar. Konuşma biter bitmez oranın ileri gelenlerinden biri söz alır ve der ki: "Efendim, bizim iki tane büyük sorunumuz var" der. İlki, bizim beldemiz küçük. Bir okulumuz var öğrencimiz var ancak öğretmen atanmadı, öğretmenimiz yok" der.
Siyasetçi hemen cep telefonuna sarılır ve bir müddet konuştuktan sonra, "Merak etmeyin, öğretmen haftaya okulda görevinin başında" der ve diğer sorununuz nedir diye sorar. Vatandaş, "Efendim ikinci büyük sorunumuz, beldemizde cep telefonları hiç çekmiyor, konuşmak için iki kilometre ilerideki tepenin zirvesine çıkmak gerekiyor" der.
MHP lideri sayın Devlet Bahçeli'nin defaten söylediği gibi, yalan dolan ve şahsi ikbal ve çıkar siyasetinin sonu, hüsran olmaya mahkumdur. Ancak ülkenin bugünü ve geleceğine vereceği zarar ve acılar dayanılmaz bir hal alır. Siyaset kurumundaki kirlenmişliğin, en kesif örneklerini bu günlerde milletçe izliyoruz. Koltuk kavgalarının ülkeyi daha iyi bir seviyeye taşımak amacı asla yok. Öyleyse bu kavga neden? Göz boyamalar, hediyeler ve rüşvetler ile nereye varılmak isteniyor?
Siyaset kurumu ülkeye hizmet yarışı için mi, yoksa kendine çıkar sağlamak için mi vardır? Bizim inandığımız siyaset, kesinlikle bu değildir. Siyaset tok gözlü ve haram yemeyenlerin işi olmalıdır. Siyaset, genellikle yalan, dolan, ikbal ve haram şeklinde algılandığı için, siyaset yapacak güzide ve temiz bir insan potansiyeli, siyasetin dışında kalmıştır. Bu anlamda sayın Kılıçdaroğlu'nun 'Arınacağız' ifadesi umarız tezahür eder.
Ancak arınmanın ön şartı, fırsat bulduğunda çalmayacak, soymayacak iman ve vicdani bir içsel sigortaya sahip olmaktır. Bu tüm siyasiler için gerekli ve geçerli evrensel bir kuraldır. Bu tür sorunları kökten çözüme kavuşturacak eski bir önerimizi, tekrar etmekte yarar görüyoruz:
Belediyelerin tamamını kapatıp, 'Yerel Hizmetler Genel Müdürlüğü' adı altında bir genel müdürlük kurmak gerekir. İllerde Valiliklere, ilçe ve beldelerde ise kaymakamlıklara, bağlanacak müdürlükler olmalıdır. Muhtarlıklar kaldırılmalıdır.
Zira muhtar seçimlerinde köy ve mahallelerde, çeşitli husumetler oluşmaktadır. Muhtarların yaptığı ciddi bir iş kalmamıştır. İçinde yaşadığımız dijital çağda artık bir çok hizmetler, devlet kurumları tarafından yapılmaktadır. Yanlış işler peşinde koşan belediye başkanlarını, görevden almak kitlesel sorunlar üretmektedir. Günümüzde insanlar sadece, bedava silah ruhratı ve maaş almak için muhtar olmak istiyor.
Siyaseten yetkili kişilerin, kendi iş yerinde çalıştırması şöyle dursun, önünden geçmesine izin vermeyeceği insanları, siyasi makamlara getirmesi neden? Bu gün Türkiye'de oyları siyasi partilerin genel başkanları toplar, taşra ise bu sermayeyi tüketir. İstisnalar hariçtir. İşte o istisnalardan olmak gerekir.
Bürokraside bir söz vardır. Bir kurumun idare merkezi ne kadar çok, meşgul ediliyorsa, taşrada işler o kadar kötü gidiyor demektir.
Gücünü koltuktan almamak, aksine oturduğu koltuğa güç katmak gerekir. Bu da liyakat ile olur. İş kişinin aynasıdır. Siyasetteki en önemli iş ise oy toplamaktır. Oy hasadı da seçimlerde alınır.
En önemlisi, muhalefetin milli duruş çizgisine gelerek, vatanımızın milli menfaatler hasat etmesidir. Bu bağlamda sayın Kılıçdaroğlu'nun milli duruşu olmayan ve siyonizmin hizmetçilerinden, CHP'yi arındırma yolunda ve Atatürk'ün çizgisine getirme yolunda adımlar atmaya niyet ve karar göstermesi çok önemli bir gelişmedir.
Milli bir muhalefet ülkemize çok büyük kazanımlar getirecektir. Takipte kalacağız. Bu arada 'Adalar Denizi' gibi Ege Bölgesi'nin adı da 'Adalar Bölgesi' olarak değişmelidir.









































