Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, belediye şirketlerini yazdığı köşe yazısında, yapılan değişiklik ile belediyelerin şirket kurma izninin Cumhurbaşkanlığına bağlandığını belirterek, "Belediye şirketlerini kim nasıl denetleyecek" dedi.
Belediyelerin Yetkisi mi Fazla, Denetimi mi Eksik?
Bir belediye meclis üyesi olarak ilçemizin sorunlarını, ihtiyaçlarını ve vatandaşlarımızın beklentilerini yakından gözlemliyorum.
Mahalle ziyaretlerinde dile getirilen taleplerin çeşitliliği ise dikkat çekici.
Bir yerde yol, kaldırım, çöp ve temizlik konuşulurken; başka bir yerde sosyal tesisler, tarımsal destekler, kültür ve sanat alanları, geri dönüşüm, eğitim veya istihdam talepleri gündeme geliyor.
Aslında bütün bu taleplerin ortak bir noktası var:
Vatandaş yaşadığı şehirde sorunlarına çözüm üretebilen bir yerel yönetim görmek istiyor.
Tam da bu nedenle geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız yürürlüğe giren bir düzenleme dikkatimi çekti.
Yeni düzenlemeye göre belediyelerin şirket kurması, şirketlere ortak olması veya kooperatiflere katılması artık Cumhurbaşkanlığı iznine bağlandı.
İlk bakışta teknik bir mevzuat değişikliği gibi görünebilir.
Ancak bazen bir toplumun geleceğini etkileyen tartışmalar büyük meydanlarda değil, birkaç satırlık kanun değişikliklerinin arasında gizlenir.
Bu nedenle meselenin kendisinden önce, şu soruyu sormak gerekir:
Bu değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?
Son yıllarda belediye şirketleri sık sık kamuoyunun gündemine geldi.
Sadece bir siyasi partide değil, farklı dönemlerde ve farklı belediyelerde iştirakler üzerinden yapılan harcamalar, personel alımları, ihale süreçleri ve mali işlemler tartışma konusu oldu.
Bu nedenle birçok vatandaşın, “Demek ki mevcut denetim mekanizmaları yeterli değilmiş” diye düşünmesi anlaşılabilir bir durumdur.
Çünkü kamu kaynağı kullanılıyorsa, bunun hesabının da sorulabilmesi gerekir.
Açık konuşmak gerekirse, belediye şirketlerinde dönen para miktarlarını ve zaman zaman ortaya çıkan tartışmaları gördüğümüzde, daha sıkı denetim taleplerinin neden yükseldiğini anlamak da zor değildir.
Fakat tam bu noktada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Sorun gerçekten belediyelerin fazla yetkiye sahip olması mı?
Yoksa mevcut denetim sistemlerinin yeterince etkili çalışmaması mı?
Çünkü güçlü bir denetim mekanizması kurulamıyorsa, çözüm yetkiyi merkezileştirmek midir, yoksa denetimi güçlendirmek midir?
Öte yandan günümüz belediyeleri artık sadece çöp toplayan, yol yapan veya park düzenleyen kurumlar değildir.
Bugün birçok belediye tarım projeleri yürütüyor, kadın kooperatiflerini destekliyor, sosyal yardım programları geliştiriyor, enerji yatırımları planlıyor ve yerel kalkınmaya katkı sunmaya çalışıyor.
Bir yandan vatandaş daha fazla hizmet bekliyor.
Diğer yandan belediyelerin bu hizmetleri üretebilmesi için kullandıkları araçlar giderek daha fazla tartışma konusu oluyor.
İşte bu nedenle bugün tartıştığımız konu yalnızca belediye şirketleri değildir.
Aslında tartıştığımız şey, yerel yönetimlerin 21. yüzyıldaki rolünün ne olması gerektiğidir.
Belediyeler gerçekten sadece yol yapan, çöp toplayan ve park düzenleyen kurumlar olarak mı kalmalıdır?
Yoksa vatandaşın değişen ihtiyaçlarına göre tarımdan sosyal desteklere, kültürden çevreye kadar daha geniş alanlarda da çözüm üreten yerel aktörler mi olmalıdır?
Bu soruya verilecek cevap, belediyelerin hangi araçlara ihtiyaç duyduğu konusundaki bakışımızı da belirleyecektir.
Üstelik Türkiye’de belediyelerin büyük yatırımlarının önemli bir bölümü zaten merkezi idarenin desteği, onayı veya finansmanı olmadan gerçekleştirilemiyor.
Bu nedenle tartışma yalnızca yeni bir izin şartından ibaret değildir.
Asıl mesele, yerel yönetimlerin hangi alanlarda karar alabileceği ve bu kararların hangi ölçüde denetleneceğidir.
Çünkü güçlü denetim ile yerel inisiyatif birbirinin alternatifi değildir.
Demokratik sistemlerde asıl başarı, ikisini aynı anda sağlayabilmektir.
Vatandaşın beklediği şey ne denetimsiz bir yetki ne de etkisiz bir yerel yönetimdir.
Vatandaş hem hizmet hem de hesap verebilirlik istemektedir.
Eğer sorun denetimsizlikse, çözüm denetimi güçlendirmektir.
Eğer sorun kamu kaynaklarının yanlış kullanılmasıysa, çözüm şeffaflığı artırmaktır.
Çünkü demokratik sistemlerde denetlenemeyen yetki nasıl riskliyse, karar alamayan ve hareket edemeyen yerel yönetimler de aynı derecede sorunludur.
Bu nedenle tartışmamız gereken konu yalnızca belediyelerin şirket kurup kuramayacağı değildir.
Asıl mesele, vatandaş adına kullanılan yetkinin nasıl denetlendiği ve vatandaşın yaşadığı şehirle ilgili kararların ne kadarının o şehirde alınabildiğidir.
Çünkü güçlü yerel yönetim ile güçlü denetim birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki demokratik ilkedir.
Ve belki de geleceğin Türkiye’sinde cevap aramamız gereken soru hâlâ aynı sorudur:
Yetkiyi kim kullanacak değil...
Kullanılan yetkiyi kim ve nasıl denetleyecek?










































Yahu, cümlemiz bu beldede hayat sürmekteyiz. Şehremanetinde cereyan eden ahvali, dönen dolapları hepimiz işitiyor ve bizzat müşahede ediyoruz. Kimin ne suretle ve hangi vesaitle memuriyete intisap ettiğini pekâlâ bilmekteyiz. Lakin ne hikmetse kimsecikler bu hakikatleri telaffuz etmiyor, herkes sükût eyliyor. Bu minval üzere giderse, bu millet behemehâl helak olup gidecektir.