Değerli dostlar, bu gün bazı siyasilerimizin günlük kısır siyaset ve koltuk kavgaları ile cebelleşmesi, bize dünya gerçeğini ve üzerinde taş kaydırdığımız satranç tahtasını unutturmamalıdır.
Hep söyleriz milli muhalefet özlemi çekiyoruz diye. Siyasilerin mide - bağırsak problemi tarih boyunca devletlerin, baş belası olmuştur. Sıkça yazdığımız bir diğer konu da; mutfak ile WC arasında gider borusu olma problemidir. Hayata yalnız bu pencereden bakmamak lazım. Ekonomik sıkıntılar evet vardır. Ailelerin geçim sıkıntıları evet vardır. Bunları yok sayamayız. Ancak önceliklerimiz herkese göre, farklılıklar gösterse de genellikle muhalif insanlarda öncelik, gastronomi ve ekonomi üzerine yoğunlaşmış durumdadır. Muhalif TV kanalları da gece gündüz bu konuyu enjekte etmektedir.
Geçen hafta açlık ile geçim sıkıntısı karıştırılmamalı demiştik. Şimdi ise neyin daha önemli olduğunu anlatmak bakımından, tarihte yaşanmışlıklardan birkaç başlığa değineceğiz. Dünyanın en zengin ülkelerinden parasına ve ABD'ye güvenen Kuveyt'i hatırlayınız. Irak Dışişleri Bakanına ABD elçisi şöyle demişti: "Kuveyt'i işgal etmenize itiraz etmeyiz"
Irak, Kuveyt'i bir günde işgal etti. Ardından bunu bahane eden ABD arkasına Avrupa'yı aldı ve Irak'ı işgal etti. Kocaeli ilimiz Turgut Mahallesi'nde (şehir içi) Memelidere diye bir vadi vardır. Sanırım şu sıra orası, bir cadde. Oranın adı neden Memelidere biliyor musunuz? Osmanlı, bu günkü Siyonistlerin ataları tarafından yıkılırken, çeteler kadınların memelerini kesip cesetleriyle birlikte o dereye atıyor. O derede suyun üstünde, kadın memeleri yüzerek aktığı için adı Memelideredir. Anadolu'nun birçok yerinde Hocalı katliamında olduğu gibi katliamlar yapılmıştır. İnsanlar, kadın, çocuk, genç, ihtiyar evlerinde ve camilerde yakılarak katledilmiştir. Çocukların yanmış elleri, demir parmaklıklara yapışık vaziyette bulunmuştur. Kadınlar, çırıl çıplak sokaklarda yürütülmüş ve camilerde tecavüz edilmiştir. Erkeklerin uzuvları kesilmiştir. Birkaç aylık bebekler süngülenmiştir. Hamile kadınların karnındaki bebeğin erkek mi kız mı olduğu konusunda aralarında bahis oynamış, süngü ile kadının karnını deşmişlerdir. Çocukların kulaklarını kesip, gözlerini oymuşlardır.
Bunlardan çok daha kötü ve çirkin sapıklıkları yazamıyorum. Bunlar ders kitaplarında maalesef okutulmaz. Osmanlı arşivleri ve Türk Tarih Kurumu kitaplarında vardır. Türk Tarih Kurumu Atatürk'ün en önem verdiği kuruluşlardandır. Osmanlı arşivlerinin de bir kısmı malesef, Atatürk öldükten sonra Bulgaristan'a satılmıştır. Diyorsunuz ki silah sanayi tamam da açız. Şimdi size soruyorum, o vahşetler yapılırken, ordumuz modern silahlarla donatılmış güçlü bir ordu olsaydı, bu vahşet olur muydu olmaz mıydı? Osmanlı'nın yıkılışından önce, devletimiz içimizdeki siyonlar, boğazdaki simonlar tarafından işgale hazırlanmıştı.
Tabi ki hem tokluk hem silahlarımız olsun diyeceğiz. De sizin önceliğiniz nedir? Yakın tarihte Irak işgalinde, yaklaşık bir milyon kadına tecavüz edilmiştir. Bu gün Filistin'de yapılanları zaten görüyoruz. Bunlar hiç mi, bir şey ifade etmiyor. Başta anlattığımız vahşetin birçoğu Adalar (Ege) bölgemizde oluyor.
Aynı senaryo yazıldı ve oynanmaya devam ediliyor. Silah fabrikalarına dokunacağız diyenleri şimdi anladınız mı? Bize, siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal, psikolojik ve konvensiyonel ve istihbari olarak her yönden saldırdıklarını görüyormusunuz. Yapılan darbeleri ve darbe girişimlerini anlıyor musunuz? FETÖ'nün diğer versiyonlarının nasıl kıvrandığını anlıyor musunuz? Kaldı ki Peygamberimiz gibi mükemmel bir örnek varken, şu ya da bu şeyhin şıhın peşinde koşup, dini ticari olarak kullandıklarını, ki bizim kitabımızda çok büyük bir günah olarak belirtilir. Din ticari bir meta değildir.
Şimdi soruyorum, kendimizi nerede konumlandırıyoruz? Mutfak ile WC arasında gider borusu mu, yoksa vatanı için, aç kalmayı göze alıp silah üretmek mi?
İsmet İnönü'nün köylünün elinden tahılını alıp denize döküldüğü söylenir. Buna da İnönü hayranı kardeşlerimiz şöyle bir savunma yaparlar:
"Vatan elden gitmesin, biz aç kalmaya razıyız"
Güzel bir anlayış. Şimdi aç da, yok. Allah'a şükür aç uyuyan yok. O halde şimdi öncelikler neden değişti?









































