Çin vergi kaçırana, alkollü araç kullanana, trafikte magandalık yapana hangi cezaları uyguluyor? Samsun Kent Haber köşe yazarı Musa Uzunkaya, gittiği Çin'de gözlemlediği kural ve uygulamaları kaleme aldığı köşe yazısında, "Müstehcen ve ahlak bozucu olduğu için Türk dizilerini bile oynatmıyorlar. Biz de olması gereken meziyetler Budistler'de var" dedi.
Sevgili takipçilerim, geçtiğimiz cuma günü, yani 5 Haziran'da başlattığımız yolculuğumuzu, bir hafta sonra 12 Haziran’da tamamladık. İlerlemiş bu yaşıma rağmen, güzel ve huzurlu bir yolculukla izlenim edinebilme fırsatı buldum.
Önceki yazılarımda farklı analizlerle, çoğunlukla olumlu ama zaman zaman bize göre ve özellikle de inançlarımıza göre olumsuz, bir kısım tespit ve değerlendirmelerde bulunduk. Bu işin tabiatında var. Nitekim kahir ekseriyeti Budist olan bir toplumun, inanç değerleri ile kendi inancınızı buluşturabilmek ancak, karşı tarafın sizin inancınız ve değerlerinizi kabul ve paylaşımıyla mümkündür.
Tabii, zaman zaman burada insanların birbirlerine karşı nezaket, saygı ve hoşgörülü davranışlarını müşahade edince, Rabbime hep şöyle dua ettim; Ey Rabbim! sen Kadir-i mutlaksın. Dilediğine ve istediğin topluma ve kavme hidayet edersin. Nasr suresinin müjdelediği fevc İslam’a dehaleti, bu kavme de nasip eyle.
Resulullah’ın; 'Ya Rabbi! İki Ömer’den birisini, Hidayet ile şereflendir, İslam’a güç kazandır' dediği Hattaboğlu Ömer ile Ebu Cehil, küfrün babası diye tarihte tanıdığımız Amr b. sen hidayetinle Hattaboğlu Ömer’i şereflendirirken İslam ümmetine de güç kazandırdın. Şimdi duamız, maalesef dünyanın iki önemli gücünden birisi olan Çin’e veya bugüne kadar insanlığa zulmeden, tıpkı Ebu Cehil rolüne soyunmuş Amerika’ya ve yöneticilerine hidayet nasip eyle ki, İslam güç kuvvet olsun. Yeryüzünde zulüm dursun.
Bugünkü müslümanların hali perişanıyla İslam’ı temsil gücü ve layık-ı vechile hizmet iktidarı yoktur. Keşke bizleri, başta ülkemiz olmak üzere İslam coğrafyasının, ezilmiş ve horlanmış toplumunu güç ve satvete kavuştursun! Onlar bize imrenerek, İslam'a yönelmeyi ve hidayeti bizim örnekliğimizde bulsun.
Hani Akif’e ait olduğu ifade edilen, Barı ve Berlin seyahatleri sonrası sorulunca, kendisine verdiği orijinal cevapta olduğu gibi; "İşleri dinimiz, dinleri de bizim işimiz gibidir" diye tarif ettiği, bir çok toplum, örnek ve dürüstlük yönünden bizim çok önümüzde gözüküyorsa, kendi hayat tarzımızı, özellikle de seküler ve laik eğitimin bizi getirdiği noktayı sorgulamak gerekir.
Samimiyetimle ifade ve itiraf ediyorum, Çin’in bir çok büyük kentini, Şanghay ve Pekin dahil olmak üzere, gezme fırsatım oldu. Bizde ki değil Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya gibi iller, her hangi bir Anadolu ili kadar açıklık ve saçıklık, bağışlayın müstehcenlik teşhir denilebilecek, çirkefine ne sokaklarında ne de televizyon kanallarında rastlamadım. Bilgi yanlış değilse, Türk dizilerini, televizyon programlarını, müstehcen ve ahlak bozucu olduğu nedeniyle oynatmayan, en azından şimdilik almayan ülkelerden birisi Çin. Aksini iddia eden varsa buyursun söylesin.
Hani biz Müslümandık, hani biz, İslami hayatı örnek alınabilecek, numune imtisal olmayı, insanlık içinden hidayete vesile olsun için çıkarılan en hayırlı ümmet olarak gönderilmeyi, hak etmiştik? Bu gerçekleri vaz eden bir dinin mensubuyuz, ne oldu bize?
Evet ülkemi ve Çin'i hayat tarzı, toplum ilişkileri açısından kıyasladığımda, inanç değerlerimize, yaşantı itibarıyla kendileri için yiyip içtikleri hariç, bizim çok önümüzde gözüküyorlar. Trafikte arbede yok, sokakta bağırma yok, hele devlete karşı, en ufak bir ihanet ve kötü amaca hizmet asla düşünülemez.
Sordum, devlette üst düzeyde görev yapan bir zata, "Sizde vergi kaçırma, kazancını gizleme, karşı tarafı devlet ve şahıs olsun aldatma durumu nedir?"
Cevap, "Burada, verginizden bir kuruş dahi kaçıramazsınız, bu bir kere mevzuat ve sistem olarak mümkün değil. Alım verdiğiniz her şey, elektronik sistemle kayıt altında. Belli bir gelirin altında ücret alanlar ise, vergi ödemez. Devlet veya şahsın malından, hırsızlık yapmak, yolsuzluk yapmak, çalmak çırpmak hele kamu görevlisiyse, cezası idama kadar uzanabilir. Rüşvet, irtikap ve tağşişi düşünmek bile mümkün değil"
'Trafikte magandalık, hız sınırını aşma, yol kesme, araçtan inip karşıdakini darp etmenin karşılığındaki ceza nedir?' diye sordum.
Cevap; 'Bunlar asla mümkün değil. Hız sınırı neyse ona uyacak, bir insanı darbetmek, yol kesmek magandalık yapmak karşılığı ağır hapis cezası'
Alkolü çok tüketiyorsunuz, alkollü araç kullanan insan yakalanırsa cezası nedir diye sordum, cevab enteresan; "Ehliyeti derhal alınır, asla ehliyetsiz araç kullanamaz, bir yıl sonra yeniden ehliyet imtihanına girer, ancak ülkenin tamamında geçerli olan vatandaşlık puanını kaybeder, çünkü bu ceza 12 puanlık ağır bir cezadır. Farklı suç ve cezalar için caydırıcı olan bu vatandaşlık dürüstlük puan sistemi, yarın için devlette işlenen her suç karşılığında düşürülen vatandaşlık puanı, veya hiç suç işlememek suretiyle dürüstlüğün sonucu kazandığı müsbet puan, ona devlette cazip imkanlar hazırlar veya cezalandırılmamasına sebep olur. Yani vatandaşı ahlaki olarak disipline edebilecek bir dizi kurallar manzumesi vazetmiş.
Şimdi Allah aşkına soruyorum, bu meziyetler bize ait olması gereken vasıflar iken, Budist bir toplumun bize örnek teşkil ediyor olması, rahmetlik Necip Fazıl’ın tabiriyle, "Güneşini ceketinin astari içinde kaybetmiş…"
Daha açığı 100 yıllık seküler ve ne idüğü belirsiz bir eğitim sisteminin, imalat hatası değil bizzat imalatının eserleri ortaya konmuş değil mi?
Elbette inanç, buradaki Müslüman özellikle Sincar bölgesindeki Uygur Türklerine uygulanan muamelelerin kabul edilmesinin mümkün olmadığı ortada. Ancak bunlarla ticari ilişkileri olan Müslüman ülkelerin yöneticilerinin, bu konuda onları ikaz edici, inanç nokta-i nazarından daha müsamahalı olmalarını tavsiye edici yaklaşımlar olabilirdi. Maalesef bunların hiçbiri bugüne kadar yeterli manada olmuş değil. Bu konuda benim kanaatimce, tahrik açısından başta ABD olmak üzere batılı bir kısım ülkelerin vebal ve sorumluluğu var.
Evet bu bapta söylenip yazılacak çok şeylerin olduğunu, ifade etmek isterim. Ancak ileride bunlara temas edecek, muhtelif zeminlerde belki bunları ilgili şahıs veya kurumlarla oluşan kanaatleri serdederek mütaala ve müzakere etmeye, hatta yazıp paylaşmaya gayret edeceğim.
Bir haftalık yolculuğumuzun 5 güne taksim edilen seyahat hatıralarmı burada sonlandırırken, bu ve benzeri yabancı ülkelere giden insanların, mutlaka ülkemizle mukayeseli bir şekilde, hayat tarzlarını değerlendirmeye özen göstermelerini umuyorum.
İyi ve hayır namına ne varsa onu almaya, tebliğ sadedinde de iyiliklerimiz ve güzelliklerimizi karşı tarafa sunmaya gayret edelim.
Cuma akşamı, akşam ve yatsı namazlarını Pekin’deki güzel bir camide eda ettik. Bize refakat eden, burada üniversite eğitimi gören, pırıl pırıl Ankara’da farklı İmam Hatiplerden mezun biri 18, diğeri de 19 yaşındaki, iki nur yüzlü öz kardeşle beraberdik namazda.
O kadar candan ve güzel Müslümanlardı ki, o Çin’li müslümanlar! Tarifi mümkün değil. Nur yüzlü, ihlaslı ve samimi mü’minler!. Ruhunuz ve gönlünüz kaynıyor bu insanlara.
Rabbim! Sen hadisin! Bu milletin tamamına şu sen lütfla hidayet ihsan eyle. Sizleri saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum.









































