18 Eylül 2021 Cumartesi

Furkan Eren  ÖZDEMİR

Furkan Eren ÖZDEMİR

furkan.eren.ozdemir@hotmail.com

MUHSİN OLMAK, MUHSİN KALMAK

Bu defa biraz daha duygularımla şekillendireceğim satırları. Biraz daha şeffaflaşarak kalem oynatacağım. Kış mevsimini severim. Mart ayını sevmiyorum. 12 yıldır sevmiyorum.

Mart, çoğu kişi için baharın habercisi, yeni başlangıçların vesilesidir. Ama benim için ayrılığın, özlemin ve matemin izlerinin taşıyıcısıdır. 

25 Mart 2009 tarihi birçokları için derin ve kanayan bir anlam taşır. Benim için kararlarımın şekillendiği, olgunlaştığı ve kendime ettiğim ilk yeminin tarihidir. 

Biliyorum ki bu anlatacaklarımı yakın çevrem ve birkaç dostum dışında kimse bilmemektedir. 
Bu hikayemi kimi zaman suiistimal edilir endişesiyle, kimi zaman siyasete alet ettiğim sanılır korkusuyla, kimi zaman ise bu durumun bana yüklediği sorumluluğu tam anlamıyla taşımak hassasiyetiyle dillendirmedim. Bundan ötürü çok az sayıda insan benim bu hikayemi bilmektedir. Peki bugün neden anlatıyorum?  Evet, herkes Muhsin Yazıcıoğlu’na ithafen bir şeyler yazıyor, çiziyor. Herkes ona olan özlemini, hassasiyetini ve hayranlığını dile getiriyor. Yıllar geçse de insanların ona karşı beslediği, onun yokluğunda büyüyen duygu ve düşünceleri eksilmiyor. 

Muhsin Yazıcıoğlu benim için çok başka bir anlam ifade etmektedir. Muhsin Yazıcıoğlu, benim çocukluğumun rol modeli, daha çocuksu tabirle süper kahramanıdır. Ve yokluğu bugün bu kadar genç yaşta siyasette olmama vesile olan bir hüzündür benim için. Evet, yanlış okumadınız… Furkan Eren Özdemir’in bu kadar genç yaşta siyasete girmesine, gençliğinin verdiği heyecan ve enerjiyi siyasetin patika yollarında harcamayı göze almasına vesile olan adamdır; Muhsin Yazıcıoğlu.

**
Çocukluk yıllarım…
Daha kendimizi bildik bileli anlamını bile bilmediğimiz “Bozkurt” işaretiyle poz vermeye başladığımız yıllar. 
Ailenin büyük bir bölümü 1980 darbesine giden süreçte ve sonrasında Ülkücü olmanın, Ülkücü yaşamanın endişesi ve zorluklarını her nefeste hissetmiş kişileri barındırıyor. 
Babam, okumak için belinde silahla gitmek zorunda kaldığı lisenin arka kapısından girip çıkarak sürdürmeye çalıştığı eğitim hayatını en sonunda yarım bırakmak zorunda kalan bir genç.
Amcalarım, o yılların puslu havasında varlık mücadelesi vermekten çekinmemiş delikanlılar…
Bunlar birkaç küçük örnek. Hepsini mahremiyeti nedeniyle paylaşmam mümkün değil…
Ve bütün bunların sonucu olarak hayatın şekillenmesi ve aileye yansımaları…
**
Biz büyürken üç kişiyi dede bildik. Annemizin babasını, babamızın babasını ve Ülkücülerin babasını; Başbuğ Türkeş’i…
Kendisini yaşım itibariyle kendimi henüz bilmediğim yıllarda kaybettiğimiz için fani hayatında tanımak nasip olmadı. Ancak adıyla, namıyla ve saygısıyla sulanarak büyüdük, sevdik onu. 
Evimizde siyaset konuşulduğunda en fazla ismi telaffuz edilen iki kişiydi; Başbuğ Alparslan Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu.
İster istemez insanın yüreğine ve zihnine işliyor bu isimlere sevgi ve saygı.
**
Evimizde televizyonun sesi yükseldiğinde genelde hep o kararlı ve keskin sesi işitirdim. 
Anadolu lisanıyla, samimiyeti ve inancı sesinin her bir noktasına işlemiş bir ismi görürdüm;
Muhsin Yazıcıoğlu. 
Çocuk aklımla onun konuşmalarında bizim oralardan bir şeyler duyardım, hissederdim.
Bizim oraların sessizliğini duyardım cümle aralarında. 
Mertliği her halinden belli, bizim kahvehanenin her gün çayını içiyormuşçasına bizden biri olduğunu alenen hissettirirdi.
**
O yıllarda dikkatimi çekmeye, hayaller kurmama vesile olmuştu bu yiğit adam. 
Ve en sonunda “Büyüyünce ne olacaksın?” sorularına o en büyük hayalimle cevap veriyordum: “Muhsin Yazıcıoğlu olacağım!”
Zamanla ailem de alıştı ve benimsedi büyüyünce ne olacağıma.
Çevremdekiler, akrabalar bunu artık bilir oldu.
Çocukluk yıllarıma işledi bu hayalim. İlkokulda şiir okumak için mikrofonu elime aldığımda Muhsin Başkanın konuşmaları aklıma geldiği için heyecandan ikinci kıtayı unuttuğum olmuştu. Sağ olsun o 23 Nisan’da değerli öğretmenim Hasan Alver, mikrofonda teknik bir problem oluştu diyerek beni ipten almıştı. Bu vesileyle selamlarımı gönderiyor, ellerinden öpüyorum onun da.
**
Yıl 2002. Temmuz veya Ağustos ayı olması gerekiyor. 
Muhsin Yazıcıoğlu’nun Samsun’a geleceği haberini aldım. Bu benim için çocukluk yıllarımın en heyecanlı günüydü. 
Velhasılıkelam, esnaf ziyaretleri kapsamında gerçekleştirdiği programa ben de aile büyüklerimle katıldım. 
Ve belki de hayatımın dönüm noktasıydı o gün. 
Mola vermek için bir çay ocağına oturuldu. Tabii biz de çocukluk arkadaşlarımla birlikte heyecanlı ve meraklı bakışlarla çay ocağının taburelerine dizilendik.
Sohbet gülüşmelerle devam ederken, bize doğru yöneldi rahmetli.
O tok sesiyle: “Evet çocuklar! Büyüyünce ne olacaksınız?” diye sırayla sormaya başladı. 
Soru bana yöneldiğinde benden önce çok kıymetli bir büyüğüm, Adem amca araya girdi: “Başkanım Eren büyüyünce Muhsin Yazıcıoğlu olacakmış.” Dedi. Tabii ardından gülüşmeler…
Rahmetli bana doğru eğildi, sağ elini sol yanağıma koyarak dedi ki: ”Evladım Yazıcıoğlu olmak kolaydır, mühim olan Muhsin olmak, Muhsin kalmaktır. Muhsin olmaya gayret et.”  
Elbette o yaşlarda bu sözün derinliğini anlamam mümkün değildi. Anlamadım ne demek istediğini, ama güzel bir şey dediğini hissederek güldüm geçtim. 
**
Yıllar geçiyor, ortaokul yıllarından itibaren artık kafamda bazı şeyler oturmaya ve şekillenmeye başlıyordu. 
Altıncı sınıftan itibaren siyasi kitaplar okumaya, tarih kitaplarının sayfalarını karıştırmaya başlamıştım.
Bir gün rehberlik hocamız yanına çağırarak, bu kitapların yaşım için ağır olacağını ifade edip yaşıma daha uygun eserler okumam gerektiğini ifade etmişti. Dinlemedim elbette. Ortaokul sıralarından bugüne okumaya devam ediyorum.
**
2009 yılıydı.
Kış günü.
Lise eğitimime devam ediyordum o yıllarda.
Okuldan geldim, yorgunlukla birlikte sobanın yandığı oturma odasına kendimi attım. 
Ancak odada oturan kimse bana bakmadan, televizyon ekranlarına kilitlenmişti. Odada bir matem havası var, odadakilerin gözlerinde gözyaşı tabaka olmuştu adeta.
Şu satırları yazarken bile o anı yaşadığıma Allah şahit…
Ekrana baktım.
Star TV açıktı.
Kırmızı bir şerit üzerinde “Son Dakika” manşetiyle o yazı: ”Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü!”
İnanmak istemedim kötü bir şey olacağına.
Dedim: “Düştüyse düşsün. Bir şey olmamıştır Muhsin Başkana.”
Saatler geçiyor, televizyondan yeni bir haber bekliyorduk.
Bir gün iki gün derken üçüncü gün aramalara katılmak için Kahramanmaraş’a giden ve o dönem Muhsin Başkanın Genel Başkan Yardımcılarından Mehmet Karabacak ile çalışan yan komşumuz Nizamettin Amcadan (2014 BBP Çarşamba Belediye Başkan Adayı) o üzücü haberi aldık. 
İlk defa sevdiğim bir insanı kaybetmenin hüznünü yaşıyordum.
Yaklaşık bir hafta okula gitmedim.
Ve o günlerde aklıma geldi bana söylediği o söz.
“Yazıcıoğlu olmak kolaydır. Mühim olan Muhsin olmak, Muhsin kalmaktır. Muhsin olmaya gayret et.”
O yıllarda artık zihnen olgunlaşmakla birlikte o sözün ne anlam ifade ettiğini ve bir derinlik içerdiğini fark ettim.
Türkçe sözlüğü açtım ve Muhsin kelimesinin terim anlamına baktım: “İyilik eden, iyi ve güzel işler yapan, iyilikte bulunan kimse.”

Yani o çocukluk yıllarımda şehit Muhsin Başkan bana bu öğüdü vermişti: “İyilik eden ol, iyi ve güzel işler yapan ol.” 
Bana söylediği o sözlerin anlamını ben onu kaybettiğimiz günlerde fark ettim. 
O gün ona olan sevgim ve saygım büyük bir hayranlığa dönüştü.
Ve o lise yıllarımda kendime söz verdim, yemin ettim.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun geleceğe taşımak istediği sancağın bir ucundan tutabilmeye gayret edeceğime, halka dokunan, millet için siyaset yapmak zorunluluğunu bu topraklarda hakim kılabilmek için mücadele vereceğime ve bizi yetiştiren Anadolu insanının menfaatine uzanacak elin karşısında durup, Anadolu insanının menfaati için kavga vereceğime yemin ettim. İşte herkesin neden bu kadar genç yaşta siyasete ilgi duymaya başladığım sorusunun cevabı budur.

Allah imkan verir mi bilemeyiz. Biz gayret edip, neticeyi Cenab-ı Allah’tan bekleyeceğiz, tevekkül edeceğiz. 
Allah akıbetimizi niyetlerimize göre şekillendirsin.
Biz, Muhsin Başkanımızın da her fırsatta dediği gibi “Ya Rabbi kahrında hoş, lütfunda hoş..” demeye devam edeceğiz.

Türk Milletinin Anadolu kıtası büyüklüğünde musalla taşına bile sığdıramadığı, Ülkücü Hareketin dinmeyecek yası olan, Büyük Birlik ve Büyük Türkiye hedefimizin şehitlerinden merhum Muhsin Yazıcıoğlu başkanımızı rahmetle, şükranla ve mahcubiyetle anıyorum…

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR