Samsun Kent Haber köşe yazarı Furkan Eren Özdemir, ülke gündeminde yaşanan son gelişmelere ilişkin yazdığı köşe yazısında "Türkiye aynı anda, iki ayrı film izliyor. Birincisi bahis ve uyuşturucu operasyonları, ikincisi Terörsüz Türkiye. Bu iki filmin aynı anda vizyona girmesi tesadüf değil" dedi.
Türkiye son dönemde aynı anda, iki ayrı film izliyor. Birincisi yüksek sesli: bahis ve uyuşturucu ağlarına yönelik operasyonlar, tutuklamalar, ekranlara taşınan kelepçeler. İkincisi ise daha düşük volümlü ama çok daha belirleyici: “Terörsüz Türkiye” başlığı altında kurulan komisyonlar, yapılan açıklamalar ve hız kazanan PKK görüşmeleri. Bu iki filmin aynı anda vizyona girmesi, tesadüf değil; aynı senaryonun farklı sahneleri.
Sürecin ideolojik ve siyasal meşruiyet zeminini en çok MHP tahkim ediyor. İşte tam da bu yüzden, bugün yaşananları eski “çözüm süreci” klişeleriyle açıklamak büyük bir yanılgı olur.
MHP’nin bu sürece verdiği destek, tabanına şu çerçeveyle anlatılıyor:
Bu bir pazarlık değil, devletin terörü tasfiye sürecini tamamlaması.
Dil çok bilinçli seçiliyor. “Müzakere” yok, “çözüm” yok, “açılım” yok. Onun yerine:
Terörsüzlük
Tasfiye
Devletin muhatap alması
Sonlandırma
Bu dil sayesinde MHP, yıllardır savunduğu sert güvenlik çizgisiyle çelişmeden, sürecin taşıyıcı kolonlarından biri hâline geliyor. Yani burada bir ideolojik geri çekilme değil, kavramsal yeniden çerçeveleme var.
Kimsenin yeterince konuşmadığı nokta şu:
“Terörsüz Türkiye” söylemi, MHP’nin sisteme verdiği stratejik bir onay belgesidir.
Kurulan “Terörsüz Türkiye” komisyonu, klasik anlamda bir güvenlik ya da çözüm komisyonu değildir. Yetkileri belirsizdir, sınırları muğlaktır, muhatapları açık değildir. Ama tam da bu yüzden işlevseldir.
Bu komisyonun temel görevi şudur:
PKK ile temas gerçeğini, “olağan devlet faaliyeti” hâline getirmek.
Toplum adım adım şu fikre alıştırılıyor:
Devlet görüşür.
Devlet konuşur.
Devlet gerektiğinde temas kurar.
Bu bir zayıflık değil, güçtür.
Bu normalleştirme olmadan sürecin ilerlemesi mümkün değildir. MHP’nin desteği de burada kilit rol oynar: Milliyetçi refleksleri bloke eden sigorta mekanizmasıdır.
Tam bu noktada bahis ve uyuşturucu operasyonlarının neden bu kadar görünür hâle geldiği anlaşılır. Bu operasyonlar sadece adli değil, psikolojik ve siyasal denge operasyonlarıdır.
Devlet aynı anda iki mesaj verir:
PKK ile temas: “Devlet aklı”
Mafya, bahis, uyuşturucu operasyonları: “Devlet serttir”
Bu denge sayesinde şu algı üretilir:
“Devlet yumuşamıyor, aksine içeride daha da sertleşiyor.”
Bu, özellikle milliyetçi-muhafazakâr tabanın sürece olan itirazlarını törpüleyen bir dengeleme stratejisidir. Sertlik başka yerde gösterilirken, esneklik sessizce yürütülür.
Bu sürecin merkezinde PKK yoktur.
Bu sürecin merkezinde iktidarın sürekliliği vardır.
Ekonomik kriz, toplumsal yorgunluk ve daralan oy havuzu, iktidar bloğunu yeni risk hesaplarına zorlamaktadır. “Terörsüz Türkiye” söylemi, bu açıdan:
Kürt seçmenle çatışmasız bir zemin,
Batı kamuoyuna “normalleşme” mesajı,
İçeride ise “devlet kontrolü sürüyor” algısı üretir.
Yani bu süreç bir barış arayışı değil, kontrollü istikrar arayışıdır. Geçici, kırılgan ve tamamen siyasal ihtiyaçlara bağlıdır.
Bu modelin en riskli yanı şudur:
Devlet, aynı anda iki farklı hikâye anlatmaktadır.
Bir hikâye meydanlarda:
“Terörle sonuna kadar mücadele.”
Diğer hikâye masalarda:
“Terörü konuşarak bitirme.”
Bu çelişki kısa vadede yönetilebilir; ama uzun vadede meşruiyet aşınmasına yol açar. Devletin gücü sadece güvenlik aygıtlarından değil, tutarlılıktan beslenir.
“Terörsüz Türkiye” kulağa hoş geliyor.
Ama bugün yaşanan şey, terörün bitirilmesinden çok, siyasetin yeniden dizayn edilmesidir.
Bahis ve uyuşturucu operasyonları ise bu yeni mimarinin sert duvarlarıdır.
Asıl soru artık şudur:
Bu mimari, topluma gerçek bir huzur mu getirecek, yoksa ertelenmiş bir kriz mi üretecek?
Cevap, komisyonların değil; şeffaflığın göstereceği bir yerde duruyor.









































Yorumunuza tam manasıyla katılamıyorum. Uyuşturucu ve bahis operasyonları sadece kara parayla mücadele değil aynı zamanda bu kanallar üzerinden yapılan casusluk faaliyetlerini engellemek ge ifşa etmektir. Topluma rol model olarak takdim edilen kişilerin bilhassa gençlere örnek ve rehber olamıyacağının bir göstergesi olarak önemli addedilen bazı kişilerin maskesi indirilerek bu tür yaşam tarzından kitleleri uzaklaştırmak adına subliminal mesajlar içermektedir. Bahçeli sözde kürt sorunu üzerinde tepinen bölücü hainlerin gerçek yüzlerini göstermek için el yükseltmiştir. Anlaşılmıştır ki DEM Parti ve PKK arasında organik bir bağ vardır. Anlaşılmıştır ki kürt sorunu Türkiye'nin bir iç meselesi değil BOP projesinin bir aparatı olan PKK ve uzantılarının ABD ve İsrail adına üstlendikleri görevin makyajlanmuş adıdır Kürt Sorunu denen şey. Sayın Cumhurbaşkanımız ve lider Devlet Bahçeli bu karmaşık jeopolitik süreçte Türkiye için en hayırlı şey ne ise onu yapmaktadırlar.