2025 yılı Türkiye’si, tarih kitaplarında “kaçırılmış fırsatlar yılı” olarak anılacak. Ekonomik göstergelerle makyajlanmaya çalışılan ama mutfakta yangını gizleyemeyen; “istikrar” söylemiyle örtülmeye çalışılan ama her alanda derinleşen bir kırılganlıkla karşı karşıya bırakılan bir ülke manzarası var karşımızda. Bu tablonun merkezinde ise yirmi yılı aşan iktidarıyla AKP duruyor.
AKP, bir zamanlar “değişim” vaadiyle çıktığı yolu bugün devleti partiye, partiyi lidere indirgeyen bir anlayışla sürdürüyor. Kurumların içi boşaltıldı, liyakat yerini sadakate bıraktı, hukuk güvenliği yerini keyfiliğe terk etti. Gençlerin hayali yurt dışı oldu, emeklilerin hayali ay sonunu getirmek, çalışanların hayali ise sadece “yarın işim olur mu?” sorusuna olumsuz cevap almamak.
2025 Türkiye’si; konuşanın soruşturulduğu, yazanın hedef gösterildiği, düşünenin yalnızlaştırıldığı bir ülke haline getirildi. Oysa bu topraklar, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin ülkesi olarak kurulmuştu.
Tam da burada, pusulamızı yeniden ayarlamak zorundayız.
Çünkü bu ülkenin mayasında Atatürkçülük vardır. Atatürkçülük; nostaljik bir söylem değil, akıl ve bilimle yönetilen bir devlet, eşit yurttaşlık, laiklik, tam bağımsızlık ve çağdaş uygarlık hedefi demektir. Bugün karanlık gibi görünen her şeyin panzehiri bu ilkelerde saklıdır.
Unutmayalım:
Bu ülke, işgal altındayken bile umudunu kaybetmemiş bir halkın eseridir.
Bu ülke, “bitti” denilen yerde yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır.
Bugün yaşadığımız baskı, yoksulluk ve adaletsizlik kader değil, bir tercihin sonucudur. Ve her tercih değiştirilebilir.
Cesaret tam da burada devreye girer. Cesaret; korkusuz olmak değil, korkuya rağmen doğruyu savunmaktır. Umut ise saf bir iyimserlik değil; mücadele iradesidir. Türkiye’nin sokaklarında, üniversitelerinde, fabrikalarında, tarlalarında bu irade hâlâ yaşıyor. Susturulmaya çalışılan her ses, aslında geleceğin habercisi.
Ve evet, bu kara günler geçecek.
Çünkü hiçbir iktidar halktan güçlü değildir.
2026’ya girerken, bu ülkenin yeniden hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, laik ve sosyal hukuk devletini konuştuğu bir dönemin eşiğinde olacağımıza inanmak için sayısız nedenimiz var. Umudumuzu diri tutan da budur.
2026’yı şimdiden selamlıyoruz.
Daha adil, daha özgür, daha aydınlık bir Türkiye umuduyla…
Cumhuriyet’in aklıyla, Atatürk’ün cesaretiyle, halkın iradesiyle…
Çünkü bu ülke karanlığa teslim olmadı, bundan sonra da olmayacak.
Herkese, sevdikleri ile beraber geçirecekleri, mutlu seneler diliyorum.









































