Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, Venezuela ve Maduro olayı ve Türkiye'nin dış politikası üzerine yazdığı köşe yazısında dünyanın yine bir kırılmanın eşiğinde olduğunu belirterek, "Atatürk’ün mirası bize şunu hatırlatıyor. Dünya ne kadar karanlık bir döneme girerse girsin, Türkiye’nin pusulası bellidir. O pusula kaybolduğunda, sadece dış politikada değil, bir milletin geleceğinde de yön duygusu yitirilir." dedi.
Yüzyıllık yolculukta kaybolan pusula ve Atatürk’ün mirası
Dünya yine bir kırılmanın eşiğinde. Ukrayna’dan Gazze’ye, Pasifik’ten Latin Amerika’ya uzanan gerilim hatları, küresel sistemi adeta üçüncü bir dünya savaşına doğru sürüklüyor. Son olarak Venezuela üzerinden yaşananlar, yalnızca Latin Amerika’nın değil, Türkiye’nin de nasıl bir dış politika savrulması yaşadığını gözler önüne seriyor.
Venezuela’da Maduro yönetimine karşı ABD öncülüğünde yürütülen operasyonlar, perde arkasında dönen diplomasi trafiği ve Türkiye’nin bu süreçteki rolüne dair kamuoyuna yansıyan çelişkili açıklamalar dikkat çekici. Bir yandan “Maduro’ya Türkiye’ye gelmesini teklif ettik, kabul etmedi” deniyor, diğer yandan ABD’nin Venezuela hamlelerinden Türkiye’nin önceden haberdar olduğu iddiaları kulislerde konuşuluyor.
Bu tablo, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Türkiye, bağımsız bir dış politika mı yürütüyor, yoksa büyük güçlerin senaryolarında kendisine biçilen rolü mü oynuyor?
Cumhuriyet’in kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk, böyle dönemler için net bir pusula bırakmıştı:
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Bu söz, edilgenlik değil; tam tersine, akılcı, dengeli ve onurlu bir dış politikanın özetidir. Atatürk, Türkiye’yi küresel kamplaşmaların piyonu değil, kendi çıkarlarını önceleyen bağımsız bir özne olarak konumlandırmıştı. Ne maceracı hayaller ne de büyük güçlere yaslanarak ayakta kalma arayışı… Onun çizgisi, barışı esas alan ama bağımsızlıktan asla taviz vermeyen bir çizgiydi.
Bugün geldiğimiz noktada ise, tablo hayli farklı. Yüz yıl önce emperyalizme karşı savaşarak kurulan Cumhuriyet, bugün dış politikada “kime yakınız, kime mesafeliyiz” sorusunun net cevabını veremeyen bir görüntü sergiliyor.
Dün 'dost' denilenle bugün kriz, dün eleştirilenle bugün stratejik ortaklık kurulabiliyor. İlkesizlik, dış politikayı bir devlet aklı meselesi olmaktan çıkarıp, günü kurtarma aracına dönüştürüyor.
Hükümetin Venezuela meselesindeki tutumu da bunun son örneği. Bir ülkenin iç işlerine dair böylesine hassas bir konuda, şeffaflıktan uzak, diplomatik teamüllerle bağdaşmayan açıklamalar yapılması; Türkiye’yi barışın tarafı olmaktan çok, küresel güç mücadelelerinin dolaylı aktörü haline getiriyor. Oysa Atatürk’ün 'tam bağımsızlık' anlayışı, yalnızca askeri ya da ekonomik alanla sınırlı değildi; dış politikada karar alma süreçlerinin de hiçbir merkeze bağlı olmamasını gerektiriyordu.
“Tam bağımsızlık, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri ve kültürel her alanda bağımsızlık demektir.”
Bu söz bugün her zamankinden daha güncel. Çünkü bağımsız olmayan bir dış politika, içeride de demokrasiyi, hukuku ve refahı zayıflatır. Yüz yıl önce yokluklar içinde kurulan bir devlet, kendi kaderini tayin etme iradesini gösterebilmişken; bugün ekonomik bağımlılıklar, diplomatik yalnızlıklar ve savrulan ittifaklar arasında yönünü kaybetmiş bir Türkiye fotoğrafı ile karşı karşıyayız.
Mesele Maduro, Venezuela ya da ABD meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin kendisini nasıl konumlandırdığıdır. Barışı önceleyen, hukuku esas alan, tam bağımsız bir çizgi mi; yoksa küresel fırtınalarda savrulan, günübirlik hamlelerle ayakta kalmaya çalışan bir ülke mi?
Atatürk’ün mirası bize şunu hatırlatıyor: Dünya ne kadar karanlık bir döneme girerse girsin, Türkiye’nin pusulası bellidir. O pusula kaybolduğunda, sadece dış politikada değil, bir milletin geleceğinde de yön duygusu yitirilir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni maceralar değil; yüz yıl önce çizilmiş, akıl, barış ve tam bağımsızlıkla yoğrulmuş o rotayı yeniden hatırlamaktır.










































KAMAL Atatürk’ün resmi kayıtlara geçmiş mal varlığı yani mirasını yazacaktım ancak harf karakteri yetemedi
Alayını miras bıraktı. Milletine armağan etti. Cahil herif...
Saddamı, Kaddafi’yi ABD’ye satmışlardı. Bugünde Venezuelayı satanların libya ve Irak halkından ibret almadıklarını gördük. İçersi hainlik yaparsa istediğin kilidi tak ! ABD’den NATO’dan medet uman hainleri olan ülkeler ilerleyemez. Hala ülkesini yabancıya şikayet eden hain siyaset yapanlara bu millet iktidar vermez.
Osmanlıyı yıkan İsrail devletini ilk tanıyan İsmet İnönü olmuştur. Devamında Siyonist İsrail palazlandı ve durum bu noktalara geldi Madem KAMAL Atatürk çok ileri görüşlü idi deha idi neden Osmanlı arşivleri açılmıyor neden Latife Hanım'ın hatıraları yayınlanmıyor (bu Latife Hanım'ın kendi arzusu olduğu halde) Neden niçin 5816 var ???? ABD nin deviremedi tek lider BAŞKOMUTANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Keşke Yunan kazansaydı dö mi? Senin gibilerle aynı havayı solumak bile bazen büyük Izdırap