Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, Uğur Mumcu'yu yazdığı köşe yazısında "Takvimler 24 Ocak’ı gösterdiğinde bu ülkenin vicdanı her yıl yeniden kanıyor." dedi.
Takvimler 24 Ocak’ı gösterdiğinde, bu ülkenin vicdanı her yıl yeniden kanıyor. Çünkü 24 Ocak, yalnızca bir suikast tarihi değildir; 24 Ocak, karanlığın aydınlığa karşı açtığı savaşın simgesidir. Uğur Mumcu’nun katledildiği gün, aslında hedef alınan bir bedenden çok daha fazlasıydı. Hedef alınan, akıl; hedef alınan, Cumhuriyet; hedef alınan, bağımsız düşüncedir.
Uğur Mumcu yalnız değildi. Ondan önce ve sonra Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve adlarını sayamadığımız nice aydın, aynı karanlık eller tarafından susturulmak istendi. Ortak özellikleri neydi? Silah taşımamalarıydı. Ama kalemleri vardı. Kitapları vardı. Soruları vardı. Ve en tehlikelisi: Korkmuyorlardı.
Bu cinayetler münferit değildir. Bunlar, Cumhuriyet’le hesaplaşamayan bir zihniyetin seri saldırılarıdır. Laikliği hedef alan, Atatürk’ü hazmedemeyen, Kuvayı Milliye’nin halkçı ve bağımsız ruhuna düşman olan bir gericiliğin ürünüdür. Çünkü bilirler ki; aydınlanma bulaşıcıdır. Bir kişi yazar, milyonlar uyanır.
Kuvayı Milliye, yalnızca cephede savaşan asker değildir. Kuvayı Milliye; kalemiyle direnen gazetecidir, kürsüde konuşan bilim insanıdır, karanlığa karşı “hayır” diyebilen yurttaştır. Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür” nesil hayali, işte bu yüzden hâlâ korkutuyor onları. Çünkü özgür düşünen insan, kula kul olmaz.
Gericilik her zaman aynı yöntemi kullanır. Önce itibarsızlaştırır, sonra susturmaya çalışır. Çünkü tartışamaz. Çünkü aklı yoktur, dogması vardır. Cumhuriyet ise tartışır, sorgular, aklı yüceltir. İşte bu yüzden bu topraklarda demokrasi, bedava kazanılmadı. Kanla, canla, kalemle ödendi.
Bugün bize düşen, bu cinayetleri yalnızca anmak değil; neden işlendiğini unutmamaktır. Uğur Mumcu’yu sevmek, onun cesaretini yaşamaktır. Bahriye Üçok’u anmak, kadınların özgürlüğünü savunmaktır. Aksoy’u, Kışlalı’yı, Hablemitoğlu’nu hatırlamak; laik Cumhuriyet’ten taviz vermemektir.
Onları öldürenler şunu anlamadı... Bir aydını öldürerek düşünceyi yok edemezsiniz. Çünkü düşünce, tohum gibidir. Toprağa düşer, çoğalır.
24 Ocak, yas günü olduğu kadar ant günüdür. Bu ülkenin aydınlık yüzünü savunma günüdür. Kuvayı Milliye ruhuyla, Atatürk’ün izinde, Cumhuriyet’in tarafında saf tutma günüdür.
Ve biz buradayız.
Hâlâ yazıyoruz.
Hâlâ soruyoruz.
Hâlâ korkmuyoruz.
Çünkü bu ülke, karanlığa teslim olmayacak.










































Uğur Mumcunun toprağı bol olsun. ışıklar içinde uyusun. ancak bu vahşi olaydan çıkarılacak dersler var. Uğur Mumcu suikastinde yargılananlardan birinin düğün şahidi Habertürk genel yayın yönetmeni m.akif Ersoy'un babası nadir Ersoy dur. koyu iran sempatizanıdir. o dönem iktidarda AKP yoktu. ülke kendisine Türkçüyuz Atatürkçüyuz diyen kişiler, iktidardi. zannımca iranin içimize sızdırdıgi ajanlar eliyle yapıldı. faili meçhul bırakılarak bu olayın devlet içinde yapılar tarafından yapıldığı izlenimini vermek için yapıldı. bh coğrafyada en tehlikeli ülke İrandir. yıllarca Osmanlı'nın, Selçuklularjn, hatta 4 halife döneminin de en büyük düşmanlarındandir. safevi, acem, Fars vs adi altında bizi de Türk İslam kültüründen, Anadolu irfanından koparmayi amaçlıyor. 28 Şubat'ın başlangıcı da çok ilginçtir, refah partili Sincan Belediyesi'nin düzenlediği Kudüs gecesinde İran büyükelçisinin konuşmasidir. bu ülkeyi şeriatçı laik tartışması üzerinden zayıflamayı amaçlandı. uyanık olalım.