Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, İran sokaklarında yaşananlara yönelik yazdığı köşe yazısında "Bir ülke, karanlıktan nasıl çıkar? Korkunun bittiği yerde rejim çöker" dedi.
Bir rejimin gerçek gücü silahlarından, idam sehpalarından ya da korku yasalarından değil; halkının rızasından beslenir. İran’da bugün olan biten tam da bu gerçeğin, çıplak bir ispatıdır. Yönetim, protestolara katılanları idamla tehdit ediyor. Ama halk geri adım atmıyor. Çünkü korku, artık rejimin elinden düşmüştür.
İran sokaklarında yürüyenler yalnızca bugünün öfkesini değil, yılların bastırılmış hayallerini taşıyor. Gençler, kadınlar, öğrenciler...
Hayatlarının en üretken, en umut dolu çağlarını; saç telinden düşünceye, müzikten giyime kadar her şeyi denetleyen bir karanlığa kurban verdiler. Bu rejim, insanlara 'nasıl yaşayacaklarını' değil, 'nasıl susacaklarını' öğretti.
Şeriatın siyasal bir sopa olarak kullanıldığı her yerde sonuç aynıdır:
Yaratıcılık ölür, bilim susar, sanat kaçar, gelecek söner.İran rejimi bugün hala 'idam' diyebiliyorsa, bu bir güç göstergesi değil; çöküş ilanıdır. Çünkü kendinden emin hiçbir yönetim, gençliğini darağacıyla terbiye etmeye kalkmaz. İdam tehdidi, çaresizliğin en ilkel dilidir.
Bu tablo, yalnızca İran için değil, bütün dünya için ibretliktir. Dini, devletin merkezine koyan her rejim, eninde sonunda Tanrı adına konuştuğunu iddia eden küçük bir zümrenin iktidarına dönüşür. Ve o andan sonra Tanrı değil, iktidar kutsallaştırılır. Eleştiri “günah”, muhalefet “ihanet”, özgürlük “fitne” olur.
İran’da bugün yıkılan şey sadece bir rejim değildir; “kutsal kisveye bürünmüş zorbalık” miti de çatırdamaktadır.
Tam da bu noktada insan ister istemez şunu düşünür:
Bir ülke, karanlıktan nasıl çıkar?
Bu sorunun cevabı, Anadolu’nun yüzyıl önce verdiği cesur yanıtta saklıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, çökmüş bir imparatorluğun küllerinden bir Cumhuriyet kurarken şunu çok iyi biliyordu:
Din, vicdanlarda kaldığında yücedir; devleti yönettiğinde ise zalimleşir.
Cumhuriyet rejimi, kusurlarıyla birlikte, insana kul olmayı değil yurttaş olmayı teklif eder. Kadere razı olmayı değil, aklı ve bilimi pusula yapmayı savunur. Gençlere “sus” demez; “düşün” der. Kadınları görünmez kılmaz; toplumu ayakta tutan özne yapar.
İran gençliği bugün sokaklarda tam olarak bunu haykırıyor:
Normal bir hayat. Özgür bir gelecek. Onurlu bir varoluş.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Hayallerini yitirmiş bir halkı korkutmak kolaydır; ama hayalleri uyanmış bir halkı hiçbir rejim durduramaz.
İran rejimi, kendi karanlığında boğulmaktadır. Çünkü artık gençlerin gözlerinde korku değil, kararlılık vardır. Bu, bir rejimin görebileceği en tehlikeli manzaradır.
Dünya izliyor.
Ve umarım ders alır.
Çünkü çağ şeriatla değil, akıl ve özgürlükle ilerler.
Aksi yönde yürüyenler için tarih hep aynı cümleyi kurar:
“Kendi halkına rağmen ayakta kalan hiçbir iktidar sonsuz değildir.”
İran sokakları bugün bunu yazıyor.
Hem kendi kaderine, hem dünyanın hafızasına.










































Dünyada Türk ve İslam ülkelerinin en büyük iki tane düşmanı vardır İngiltere ve İran
tufan açıkgöz un hiçbir yazısını sevmiyorum. Dünya görüşü taban tabana zıt.. ama iran konusunda hemfikirim. niye mi. iran, aynı feto gibi İslam dinini kendisine kisve yapmış, atesperest, Mecusi, cenabet bir ülkedir. temizlik, gusül, ahlak ara ki bulasın. cok tanıdıklarımdan dinledim. uzsjtdn yakindzn İslam ile din ile zerre alakası yok. eski acem kültürü, ateşe tapan kâfir zihniyetin kalıntıları. tarih olarak da Türk ve İslam düşmanı. zannımca yillarca İslam'a, müslümanlara, Türklere yaptıkları kötülükler sebebiyle Allah, kendilerinden daha zalim ve daha kâfir olan ABD'yi, İsrail'i musallat ediyor. ABD'yi de İsrail'i de zerre sevmem, hatta nefret ederim. ama İran'ın da sevilecek trk hir olumlu yönü yoktur. sadece savaşta ölen bebek, çocuk, kadın, yaşlı ve sivillere acırım, o kadar. İran'da birçok Türk asıllı iran vatandaşı vardır. uzun zamandır etnik köken sebebiyle ayrımcılığa ve zulme maruz kalıyorlar. bu coğrafyada İsrail'den sonra en tehlikeli ülke İrandir.
Merhaba, Öncelikle, yazılarımı takip ettiğiniz için teşekkür ederim. İnanın beğenmediğiniz yazılarımı da aynı duyarlılıkla yazıyorum. Sonuçta, memleket iyi yönetilsin, insanlar huzur içinde yaşasın, mutlu bir coğrafyanın insanları olarak yaşamımızı idame ettirelim istiyoruz öyle değil mi? Gerisi teferruat. Selamlar, sevgiler..
Kalemine teşekkürler Tufan Bey..
Ben teşekkür ederim