Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır'ın AK Parti'ye geçmesi ile ilgili yazdığı köşe yazısında CHP açısından durumu değerlendirerek, "Bu durum, aday belirleme süreçlerinin ne kadar özensiz yürütüldüğünün, parti aidiyetinin ve siyasal tutarlılığın ne kadar yüzeysel değerlendirildiğinin kanıtıdır." dedi.
Mersin’den seçilmiş bir milletvekilinin CHP’den AK Parti’ye geçişi, tek başına bir “siyasi tercih değişikliği” olarak sunulamaz. Bu olay, hem dönemin CHP yönetiminin zaaflarını hem de Türkiye siyasetinde giderek derinleşen etik erozyonu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.
Önce CHP cephesi… Bir milletvekilinin, seçildikten sonra böylesine keskin ve ideolojik olarak zıt bir hatta savrulması, sadece bireysel bir karakter meselesi değildir. Bu durum, aday belirleme süreçlerinin ne kadar özensiz yürütüldüğünün, parti aidiyetinin ve siyasal tutarlılığın ne kadar yüzeysel değerlendirildiğinin kanıtıdır. CHP yönetimi, seçmene “bizim değerlerimizi temsil edecek” diye sunduğu bir ismin, ilk ciddi rüzgârda karşı kıyıya geçmesini açıklamakla yükümlüdür. Bu açıklama yapılmadıkça sorumluluk yalnızca giden vekilde değil, onu oraya taşıyan siyasi akılda da kalacaktır.
Ancak meselenin en rahatsız edici kısmı etik boyuttur.
Bir milletvekili, o koltuğa şahsi kariyeri sayesinde değil; partisinin kimliği, programı ve seçmenin iradesi sayesinde oturur. CHP’ye oy veren Mersinli seçmen, oyunu AK Parti saflarına bir vekil kazandırmak için vermemiştir. Bu nedenle böylesi bir geçiş, açık bir irade gasbıdır. Seçmenin emaneti, “fikrimi değiştirdim” gibi hafif bir cümleyle taşınamaz.
Bu noktada AK Parti grup toplantısında sergilenen tablo ise eleştirinin dozunu daha da artırmaktadır. Daha düne kadar sert biçimde eleştirilen bir siyasi çizginin, bugün kürsü önünde abartılı sadakat cümleleriyle ve biat tonuna varan ifadelerle övülmesi; siyasetin ne kadar ilkesizleştiğini göstermektedir. Soru şudur:
Eğer bu kadar derin bir bağlılık bugün varsa, dün söylenenler neydi?
Dün yanlış olan bugün nasıl bu kadar sorgusuz doğruya dönüşebilmektedir?
Bu aşırı bağlılık gösterileri, samimiyet değil; fırsatçılık izlenimi vermektedir. İlke değişimi başka bir şeydir, güç merkezine hızlı ve gösterişli bir sadakat sunmak başka. Bir milletvekilinin, seçmenin iradesini hiçe sayarak yaptığı geçişi, yüksek sesle dile getirilen sadakat yeminleriyle meşrulaştırmaya çalışması, etik açıdan durumu daha da ağırlaştırmaktadır. Bu tutum, siyaseti düşünce üretme alanı olmaktan çıkarıp, güç karşısında hizaya girme sahnesine dönüştürmektedir.
“Milletvekili özgürdür” savunması ise burada bilinçli bir saptırmadır. Özgürlük, sorumluluktan ve ahlaktan bağımsız değildir. Onurlu olan, böylesi köklü bir siyasi yön değişikliğinde milletvekilliğinden istifa edip yeniden halkın karşısına çıkmaktır. Eğer bu cesaret yoksa, ortada savunulan bir özgürlük değil; korunan bir koltuk vardır.
Bu tür geçişler siyaseti itibarsızlaştırır, seçmeni sandıktan uzaklaştırır ve “hepsi aynı” duygusunu besler. En büyük zarar da burada ortaya çıkar. Demokrasi yalnızca sandıkla değil; tutarlılıkla, ilkeyle ve ahlaki sorumlulukla ayakta durur.
Bu tablo iki taraf için de ibretliktir.
CHP açısından ciddi bir yönetim ve kadro muhasebesini, saf değiştiren vekil açısından ise etik bir sınavın açık biçimde kaybedilişini temsil etmektedir.
Siyaset, rüzgâra göre yön değiştirme sanatı değildir. İlkesiz geçişler, üzerine ne kadar yüksek sesle sadakat cümleleri kurulursa kurulsun, kirli kalmaya mahkûmdur.










































Sadece milletvekili değil belediyelerde aldıkları adamlarada baksınlar?
Milletvekili karakterliymiş ***ı savunanlar beni ihraç edeceklerine kendisi istifa etmiş. Sayın yazar maden suyu için faydalıdır.