Samsun tarımının bir zamanlar Türkiye'nin lokomotifi arasında anıldığını yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, Samsun’un toprağının hala bereketli olduğunu belirterek, kaçırılan fırsatları ve Samsun tarımında yapılan yanlışları kaleme aldı.
Samsun denince çoğumuzun aklına Karadeniz’in bereketli ovaları gelir: Bafra’nın, Çarşamba’nın uçsuz bucaksız yeşili, Vezirköprü’nün üretim geleneği! Oysa bugün tarım ve hayvancılıkta Samsun’u konuşurken eskisi kadar rahat bir 'bereket' cümlesi kuramıyoruz. Rakamlar hala güçlü bir potansiyele işaret etse de sahadaki gerçeklik daha karmaşık ve oldukça düşündürücü.
Bir zamanlar bölgenin tartışmasız üretim merkezlerinden biri olan Samsun, verimli toprakları ve iklim avantajıyla Türkiye’nin tarımsal lokomotifleri arasında anılırdı. Sebze üretiminde iddialı, yem bitkilerinde öne çıkan, manda varlığında ülke çapında referans gösterilen bir şehir… Bugün de bu başlıkların izleri var; ancak ivmenin yönü eskisi kadar yukarıyı göstermiyor.
Peki ne değişti?
Öncelikle maliyetler. Gübre, yem, mazot, işçilik… Üreticinin belini büken kalemler artık sadece şikâyet konusu değil, doğrudan üretim kararlarını belirliyor. Çiftçi ekim alanını daraltıyor, hayvancı sürüsünü küçültüyor, gençler köyde kalmak yerine şehre yöneliyor. Tarımın en kritik girdisi olan insan kaynağı erirken, üretim kültürü de sessizce aşınıyor.
İkinci kırılma, plansızlık ve parçalanma. Samsun’un geniş ve verimli ovaları kâğıt üzerinde büyük bir avantaj. Fakat miras yoluyla bölünen araziler, ölçek ekonomisini zayıflatıyor. Küçük parsellerde modern üretim tekniklerini uygulamak zorlaşıyor; verimlilik artışı sınırlı kalıyor. Teknolojiye erişim ve finansman olanakları da bu tabloya eklenince, potansiyel ile gerçek arasındaki makas açılıyor.
İklim değişikliği ise artık soyut bir gelecek senaryosu değil. Düzensiz yağış, ani sıcaklık dalgaları, hastalık ve zararlılardaki artış… Samsun gibi suya ve mevsim dengesine hassas üretim bölgelerinde risk katlanıyor. Üretici her sezonu biraz daha fazla belirsizlikle karşılıyor.
Hayvancılık cephesinde de benzer bir gerilim var. Samsun, manda yetiştiriciliğinde Türkiye’nin en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Bu, kentin genetik mirası ve gastronomik kimliği açısından büyük bir değer. Ancak yem maliyetleri ve kârlılık baskısı, işletmeleri zorluyor. Büyükbaş ve küçükbaşta da tablo farklı değil. Belli bir sayı var, fakat sürdürülebilirlik sorusu giderek daha yüksek sesle dillendiriliyor.
Tüm bu zorluklara rağmen Samsun’un hikayesi bir çöküş anlatısı değil; daha çok kaçırılan fırsatların, yeterince değerlendirilemeyen avantajların hikâyesi. Çünkü şehir hâlâ güçlü bir tarımsal altyapıya, üretim geleneğine ve stratejik konuma sahip. Sorun, bu potansiyelin yeni çağın gereklilikleriyle buluşturulamamasında düğümleniyor.
Çözüm nerede?
Öncelikle ölçek ve örgütlenmede. Kooperatifçilik ve üretici birlikleri kâğıt üstünde değil, sahada etkin hale gelmeden maliyet baskısını kırmak zor. Ortak makine kullanımı, toplu girdi temini, sözleşmeli üretim modelleri… Bunlar artık tercih değil, zorunluluk olarak görülmelidir.
İkinci olarak, teknoloji ve veri. Hassas tarım uygulamaları, sulama verimliliği, dijital pazar erişimi… Samsun’un genç nüfusu için tarımı yeniden cazip kılacak kapılar burada. Tarımı sadece “emek yoğun” değil, “bilgi yoğun” bir sektör haline getirmeden rekabet gücü yakalanamaz.
Ve elbette uzun vadeli, istikrarlı politikalar. Üretici önünü görmek ister. Her sezon değişen dengeler yerine öngörülebilir destek mekanizmaları, yatırım iştahını diri tutar. Tarım, günübirlik değil kuşaklar arası bir faaliyettir.
Samsun’un toprağı hala bereketli. Asıl mesele, bu bereketi ekonomik, sosyal ve teknolojik gerçeklerle yeniden uyumlu hale getirebilmekte. Gerileme konuşulabilir, eleştiri yapılabilir; fakat asıl sorulması gereken soru şudur: Bu şehir, sahip olduğu avantajları geleceğin tarımına ne kadar hızlı ve ne kadar cesur taşıyabilecek?
Hiç şüphe yok ki, Samsun’un tarımdaki kaderi, tam da bu soruya verilecek cevapta gizlidir.










































Çiftçi üretti yok parasına elinden alınmak istendi, kimi zaman satılmadı. Düzensiz bir üretim vardı. bir sene patlıcan birsene karpuz bir sene fasulye fazla üretiliyordu. Sonra fiyatlar dip seviyeye iniyordu. Şimdide artık kimse bu riski almıyor. Yerlerine fındık diktiler. Vatandaşın eline en azından bir miktar para geçiyor.
Farkında mısınız bilmiyorum ama ülkede su sorunu olmaya başladı sırf su yüzünden Samsun'a göç eden tanıdıklarım var İzmir'den.o yüzden suanki imara açılan yerler kâfidir başka imar alanı açılmasın.