Samsun Kent Haber köşe yazarı Av.Dr. Tufan Akcagöz, Fakir neden fakir başlıklı köşe yazısında, emeklilere dikkati çekerek, "Emekli artık zam istemiyor. Lüks talep etmiyor. Sadece insan gibi yaşamak istiyor." dedi.
Bir dönem bu ülkede yoksulluk, 'kader' değil 'ahlak' meselesi olarak anlatılıyordu.
Hatta daha da ileri gidildi, bilge kişi dedi ki, "Fakir, hırsızlık yapmasını bilmediği için fakirdir"
Bu cümle sadece bir gaf değildi; yoksulluğa bakışın, yoksulu suçlayan zihniyetin açık bir itirafıydı.
Bugün gelinen noktada ise bu sözün ne kadar acımasız, ne kadar kopuk ve ne kadar gerçek dışı olduğu emeklilerin yaşamında apaçık ortada.
Bu ülkenin emeklileri yıllarca çalıştı.
Prim ödedi.
Vergi verdi.
Devlete yük değil, devleti ayakta tutan omurga oldu.
Şimdi aldıkları maaş ne durumda?
Açlık sınırının altında.
Sadece yoksulluk değil, doğrudan hayatta kalma sınırının altında.
Bir emekli ailesini düşünelim...
Ev kirası varsa maaş zaten bitmiştir.
Yoksa bile; elektrik, su, doğalgaz derken geriye ne kalır? Hiç !
Markete girildiğinde et reyonuna bakmak artık hayal.
Sebze, meyve ise “bugün hangisinden vazgeçsek?” sorusuna dönüşmüş durumda.
Çarşı pazar ateş pahası.
Yangın yeri.
Ama emeklinin maaşı hala kağıt üzerinde.
Hükümet yıllarca “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dedi.
Güzel bir söz.
Ama bugün sorulması gereken soru şu:
Bu maaşlarla insan yaşar mı?
Yaşamaz.
Sadece hayatta kalmaya çalışır.
O da borçla, krediyle, çocuklarının ve varsa çevresinin desteğiyle.
Bir devlet, emeklisine bunu reva görüyorsa, o devlette sorun rakamlarda değil, önceliklerde demektir.
Tasarruf denince emeklinin sofrası küçülüyor ama görüyoruz ki, başka kalemlerde cömertlik hiç bitmiyor.
Emekli artık zam istemiyor.
Lüks talep etmiyor.
Sadece insan gibi yaşamak istiyor.
Bu bir siyasi polemik değil.
Bu bir vicdan meselesi.
Bu bir adalet meselesi.
İnsanı yaşatmadan devlet yaşayamaz.
Emekliyi açlığa mahkûm ederek hiçbir ülke güçlü olamaz.
Ve evet, bunu söylemek muhalefet etmek değil; gerçeği dile getirmektir.










































Sayın Rüstem efendi ne yapalım taş devrine geri dönelim?
tufan bey, ben ilkokulda lastik ayakkabı giydim. muz nedir bilmezdim. ekmeğin arasına toz şeker koyardık. pasta, tatlı vs bilmezdik. benin yaşadığımın binde birini bugün hiçbir fakir yaşamıyor. hükümeti iyi göstermek için söylemiyorum ama cidden bugün bolluk var. sgk Hastanesi'nde sabahın köründe sıraya girerdik. sonrada eczane kuyruğu.... toplumun yaşama standartları cidden yüksek. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün döneminde de ekonomik buhranlar vardı. bunun sorumlusu Rahmetli Atatürk değildi. o dönemin ülke ve dünya şartları öyleydi. ülkemizin etrafı alev alev. fırsatını bulsa her biri bizi bir kaşık suda boğar. elbette ülkeyi yönetenlerin kusurları yoktur demiyorum. ama ülkede özellikle yeni genç nesil, doyumsuz.... bitmek bilmeyen istekleri var. günümüzde koydekiler bile evinde ekmek yapmıyor. çiftçi, ürününü fındığını kendisi toplamak yerine işçi tutuyor.
Herkes sadakasını ve zekatını verse fakir kalmaz sayın yazar bence
Birileri basit bir basın danışmanlığı ile İsviçre'de kayak tatili ve Acarkentte yıllık bir daire fiyatı kira ile kalıp barbekü partileri yaptığı için olabilir mi?
Fakir sömürüldügü için soyuldugu için dolandirildigi için gaspedildigi için itibarsizlastirildigi için suça sürüklendigi için oyun oynadiklari için fakir fakirdir
Şehirdeki emekliler ve Köylerdeki kira ödemeyen emekliler, bunlar TESPİT edilip Şehirde kira ödeyip geçineneyen emeklilere ! Devlet kira yardımı yapmalı..3600 gün prim öde 9500 gün prim öde aynı maaşı al bu böyle olmamalı..hem AYIP , hem GÜNAH..Bu millet çalıştıktan sonra Emekli olup ağlamayımı hak etti.!.. Bir gün gelirde bu zararlar maddi olarak karşılansa bile EMEKLİNİN düşük maaşla kaybettiği sağlıklı yılları, zamanı nasıl geri verilecek, hiç konusu bile yok ZAMAN GEÇİYOR..